Türkiye’de emeklilik, kâğıt üzerinde “çalışma hayatının ödülü” olarak tanımlanır. Gerçekte ise milyonlarca işçi emeklisi için emeklilik, dinlenmenin değil, hayatta kalma mücadelesinin yeni adıdır. Yıllarını fabrikalarda, şantiyelerde, atölyelerde, madenlerde ve üretimin en ağır alanlarında geçiren işçiler, bugün ay sonunu nasıl getireceğini hesaplayan birer istatistik rakamına dönüşmüş durumda.
İşçi emeklisi, bu ülkenin gerçek yükünü sırtlamış kesimdir. Sabahın köründe mesaiye giden, bayramı izniyle karıştıran, fazla mesaiyi “mecburiyet” bilen, çoğu zaman sendikasız, güvencesiz çalışan milyonlar… Bugün aldıkları emekli maaşı ise, verdikleri emeğin karşılığı olmaktan çok uzaktadır.
Açlık ve yoksulluk sınırlarının her ay biraz daha yükseldiği bir ülkede, işçi emeklisine reva görülen maaşlar sosyal devlet iddiasıyla bağdaşmıyor. Emekli maaşı daha cebe girmeden; kira, elektrik, su, doğalgaz ve ilaç masrafları arasında eriyip gidiyor. Torununa harçlık vermek bir yana, pazardan filesini doldurmak bile lüks haline gelmiş durumda.
Daha da acı olan ise; emeklilik, çalışmanın bitişi değil, yeniden çalışmaya zorlanmanın başlangıcı haline geldi. Türkiye’de yüz binlerce işçi emeklisi, düşük maaş nedeniyle ya kayıt dışı çalışıyor ya da ağır işlerde “emekli olduğu halde” tekrar emek satıyor. Bu tablo, sadece ekonomik değil, aynı zamanda vicdani bir çöküştür.
Sorun sadece maaş da değil. Sağlıkta katkı payları, ilaç farkları, muayene ücretleri işçi emeklisi için ayrı bir yük. Emekli, hastalanmaktan korkar hale gelmişse, burada sistemsel bir arıza vardır. Çünkü emeklilik, insanın yaşlandığında korunması gereken bir dönemdir; cezalandırılması ya da süründürülmesi değildir.
Türkiye’de işçi emeklileri, ne yazık ki siyaset sahnesinde de çoğu zaman sadece seçim dönemlerinde hatırlanıyor. Verilen vaatler, sandık kapanınca unutuluyor. Oysa emekli, sadaka değil hakkını istiyor. İnsanca yaşayabileceği bir maaş, erişilebilir sağlık hizmeti ve sosyal hayata katılabileceği koşullar talep ediyor.
Unutulmamalıdır ki; bir ülkenin emeklisine reva gördüğü hayat, aslında gelecekte çalışanlarına sunduğu kaderdir. Bugün işçi emeklisi yoksullukla boğuşuyorsa, yarının çalışanı da umutsuzlukla çalışıyordur.
İşçi emeklileri bu ülkenin yükü değil, temel direğidir. Onlara insanca bir yaşam sunmak, bir lütuf değil; sosyal devlet olmanın asgari şartıdır. Emekliliği “geçinememe dönemi” olmaktan çıkarmak ise artık ertelenemez bir zorunluluktur.
Emeklilik: Dinlenme hakkı mı, geçim mücadelesi mi?
AYDIN SARI
Yorumlar
Trend Haberler
Aydın Denizli karayolu trafiğe kapatıldı
CHP Aydın Milletvekili Tezcan'dan istifa kararı!
İzmir merkezli skandalın Aydın ayağı ortaya çıktı!
Aydın’da alarm! O ilçeler için kuvvetli yağış uyarısı
Söke’deki vahşette kahreden detay!
KADES çağrısına müdahale için gitmişti: Aydın’a şehit ateşi düştü!
Reklam