Siyaset dünyasında bazı benzetmeler vardır ki, hem çarpıcıdır hem de tehlikeli. Donald Trump için sık sık yapılan “21. yüzyılın Hitler’i” benzetmesi de bunlardan biri. Bu benzetme, ilk bakışta Trump’ın sert söylemlerini ve kutuplaştırıcı tarzını açıklıyor gibi görünse de, aslında çok daha derin bir tartışmayı hak ediyor. Çünkü tarihsel hafızayı aşındıran kolay benzetmeler, gerçeği anlamamızı değil, bulanıklaştırmamızı sağlar.
Trump’ın söylemlerine bakınca benzetmenin neden ortaya çıktığını anlamak zor değil. Halkın öfkesini mobilize eden popülist dil, “Önce Amerika” sloganıyla beslenen milliyetçilik, göçmenlere yönelik sert çıkışlar… Bunlar bize Hitler’in yükseliş döneminden tanıdık gelen motifler. Hele ki toplumda “biz” ve “onlar” ayrımı üzerinden siyaset yapma tarzı, tarihin karanlık sayfalarını hatırlatıyor. Bu nedenle bazı çevreler Trump’ı Hitler’le özdeşleştirmekte acele ediyor.
Ama işte tam burada durmak gerekiyor. Çünkü Hitler, totaliter bir rejim kurarak milyonlarca insanın ölümünden sorumlu oldu. Trump ise demokratik kurumların içinde seçilmiş bir lider. ABD’de kuvvetler ayrılığı, bağımsız yargı ve seçim mekanizmaları onun yetkilerini sınırlıyor. Hitler’in politikaları doğrudan kitlesel şiddet ve soykırım içeriyordu; Trump’ınki ise tartışmalı olsa da bu ölçekte değil. Bu farkı görmezden gelmek, tarihe haksızlık olur.
Öte yandan, Trump’ın otoriter-popülist bir lider olarak demokrasiyi zorladığını da inkâr edemeyiz. Söylemleriyle toplumu kutuplaştırıyor, kurumları yıpratıyor, basına ve muhalefete saldırıyor. Bu açıdan bakıldığında, Hitler benzetmesi bir uyarı işlevi görüyor: “Dikkat edin, demokrasiler sandığınız kadar sağlam olmayabilir.” Yani mesele Trump’ın Hitler olup olmaması değil, onun temsil ettiği siyaset tarzının demokrasiler için ne kadar tehlikeli olabileceği.
Sonuçta Trump’ı “21. yüzyılın Hitler’i” olarak görmek, tarihsel hafızayı aşındırma riski taşır. Bunun yerine, Trump’ın politikalarını çağdaş otoriter-popülist liderler bağlamında değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Çünkü asıl ders, popülizmin ve kutuplaştırmanın modern toplumlarda hâlâ güçlü bir tehdit olduğudur. Hitler benzetmesi kolay bir yol olabilir ama bizi asıl meseleye odaklanmaktan uzaklaştırır.
Bugün demokrasilerin karşı karşıya olduğu sorun, tek bir liderin kimliği değil; kurumların zayıflaması, toplumların kutuplaşması ve siyasetin giderek daha fazla duygular üzerinden yürütülmesidir. Trump bu sürecin bir sembolü olabilir, ama Hitler benzetmesiyle yetinmek yerine, demokrasiyi korumak için daha derin bir tartışmaya ihtiyacımız var.