Bir önceki yazıda ‘Dijital Gözetim Kapitalizmi’nin küresel teknoloji devleri aracılığıyla her davranışını izleyip, sosyal medya yataklarında uyutarak “yönettiği” insanın kendisi gibi milyarlarcasının içinde sadece “sayısal” bir veri olarak var olduğunu ve kendisini “özgür bir varlık sanma yanılgısı” içinde kıvrandığını... İfade etmiştim.
Hatta özgürlükle / kurtuluşla / vatanla / milletle / isyanla / devrimle / anarşiyle / itikatle / imanla / inançla bulanarak / sıvanarak / soslanarak sunulanları; giydiğinden yediğinden içtiğinden oy verdiği partisine, başkanına, liderine, önderine kadar her şeyi kendi seçti sanıyor bir yanılsama içerisindeki insan! Diye eklemiş...
Binlerce yıl önce Avesta’da adı geçen zalim Dahhak’ın yılanlarının insan beyni yediği gibi “beynini yiyorlar”, ama “yaşamaya” devam ediyor, narkozlanmış insan! Kendisini yönetsin diye liderini “kendi seçti” sanıyor, narsist insan!... Gibi cümleler ile de bitirmiştim!
Keşke öyle bir yazıda bitse insanın trajedisi...
Bitmiyor... Bitmediği gibi yaşadığı trajedi de hep aynı!
Çünkü insan aynı! Geçmişte neyse, şimdide ve gelecekte de aynı.
İnsan kendini değiştirmedikçe yaşadığı trajedi de değişmeyecek.
Günümüz insanı da eski insanla aynı hastalıklarla muzdarip...
Kendini aldatan/aldanan ya da başkalarını aldatmaya/aldatılmaya meyilli olan bir varlık.
Kendisinden önceki geçmişin insanının trajedisini en iyi ifade eden ‘Ecce Homo’-(İşte -bakın- İnsan) cümlesini kitabına ad edinen Nietzsche, ‘Ahlakdışı anlamda doğruluk ve yalan üzerine’ adlı eserinde de insanın kendisinde ‘aldatılmaya izin verme’ konusunda baş edilmez bir eğilimi olduğunu söyleyerek tüm zamanlarda insanın yaşadığı sorunun kaynağını tespit eder.
Evet işte insanın trajedisi; aldatılmaya izin verme konusunda baş edilmez bir eğilimi olmasıdır. Atalarımızın dediği gibi “dünden teşne” yani aldatılmaya!
Binlerce yıl önce Avesta’da adı geçen zalim Dahhak’ın yılanlarının insan beyni yediği gibi “beynini yiyorlar”, ama “yaşamaya” devam ediyor, narkozlanmış insan! Kendisini yönetsin diye liderini “kendi seçti” sanıyor, narsist insan!...
... Demiştik ya hani!
İşte tam oraya geri döndük yine... Niye döndük!
O cümledeki “narkoz” ve “narsist” kelimelerinin “köküne inmek için” döndük...
Çünkü bu iki kelimenin kökeni, miti, insanın trajedisinin temelinde yatan sebeple ilgili!
Narkoz, köken olarak "uyuşma" veya "uyku hali" anlamına gelen narkē kelimesine dayanıyor. Narkē de “hissizleşme ve donup kalma” demek.
Tıbbi "uyuşturmak" anlamındaki, hastayı ağrılı uyaranlara tepkisiz hale getiren, bilinç kaybı ve uyuşma yaratan işlemleri tanımlamak için kullanılan ‘narkoz’un ilk hali yani..
Dedik ya “beynini yiyorlar” ... Hem de canlı canlı...
Beyni yenirken acılar içinde olması, kıvranması, çığlıklar atması, isyan etmesi gereken insan hiç bir şey olmamış gibi “yaşamaya” (buna da yaşamak denirse) sayısal bir varoluş halinde yaşamaya nasıl devam edebilir, sorusunun cevabı işte bu!
Narkoz...“Uyuşma, hissizleşme ve donup kalma”
Bu kelimenin ‘kök’ kardeşi var bir de: Narsizm!
“Kendi benliğine aşırı hayran ‘kalma’, kendiyle ‘uyuşma’... ”
Narsist de Narkissos'tan geliyor...
Sudaki yansımasına “hapsolup” orada kök salan mitolojik kişiden...
Sudaki yansımasına aşık olan, yemeden içmeden kesilen gözüne uyku girmeyen ve orada ölüp kalan Narkissos!
Bir de... Bu narsizm çıkmazında kaybolan Eko (Echo) var ..
Kendi yansımasına aşık Narkissos tarafından “fark edilmeyince”, “yok sayılınca” “yok olan” ve yalnızca sesi kalan Ekho!
Lanetlenmiş peri kızı Echo...
Echo; yani Yankı!
Kendi sesi olmayan... Sadece başkalarının kendisine söylediklerinin son sözlerini tekrarlayabilen, Echo... Sudaki kendi yansımasının “ölümcül” dozda ‘Narkoz’u ile “uyuşmuş, hissizleşmiş ve donup kalmış” Narcissus’a bağımlı Echo...
Narsist’in yankısı!
Echo’nun trajedisi bu: Kendine ait bir sesi olmayıp, ses verebilmek için Narcissus’un sesine ihtiyacı oluşu!
O sadece Narcissus’un sesini yankılayabilir..
Kendisi değildir Echo!
Kendi yansımasına aşık, “yaşarken ölü” Narcissus’un trajedisinin “yankısından” başka bir şey değildir Echo!
Bir trajedinin yankısı olan trajedi!
Echo Narsist’e aşık... Narsist sudaki yansımasına... Sudaki yansıması da Narsist’e...
İşte trajedi.. İşte! Kendine ayna, sesine yankı arayan insanın çıkmaz sokağı: Kendi olamayış!... Ancak “yansımalarda” kendini buluş!
Jung’a göre ‘Gölge’de...
Yani; liderde, partide, takımda, markada, starda, idolde, eşde, sevgilide...
İnsanların tutunduğu bu “tutamaçlarda”...
Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” romanında dediği gibi...
“İnsanlar tıpkı tramvaylardaki tutamaklara veya otobüs askılarına uzanıp tutunur gibi hayata tutunurlar”... “Kimi zenginliğine, kimi müdürlüğüne, kimi mesleğine ya da sanatına tutunur. Çocuklarına tutunanlar da vardır.” ... “Herkes kendi tutamağının en iyi, en sağlam olduğuna inanır...”
***
Dedim ya! Bu “yapılar” insanı bir yerden “yakalar”!
... öfke, kıskançlık, açgözlülük veya ahlak dışı dürtülerinden...
Bu kolektif korku, arzu ve düşmanlıkları ustaca araçsallaştırarak kitleleri peşlerinden sürükler.
Benliğini kaybedip “kitle” haline gelen birey; kendi sorumluluk duygusunu; işte o “tutamaç”, “yansıma” ya da “gölge” veya “lidere” devreder ve ona duyduğu hayranlık üzerinden kendi bastırılmış güç arzusunu tatmin eder.
Liderler de bir habis kitleye dönüşmüş bireye bir "düşman" veya "öteki" tanımlar.
Bu sayede kitle, kendi kusurlarını ve nefretini liderin gösterdiği hedefe yönlendirir. Sonra al işte sana... böl, parçala, yönet.. uyut, kandır, hipnotize et!
... Öl de ölelim / vur de vuralım / dur de duralım / kur de kuralım / yak de yakalım / al de alalım / ver de verelim / oy de oyalım / at de atalım / as de asalım / sat de satalım / yat de yatalım / kalk de kalkalım / sık de sıkalım / çık de çıkalım / yut de yutalım...
Peki ya “ayna” kırılırsa... ya tuz buz olursa “yansıma”!
O zaman Attila İlhan’dan gelsin:
“Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız / O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız / Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız / Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız.”
Benliğin dağılışı... Anlamın yitirilişi!
Dersek de... NFK’dan!
“Bu nasıl bir dünyâ, hikâyesi zor / Mekânı bir satıh, zamânı vehim. / Bütün bir kâinat muşamba dekor / Bütün bir insanlık yalana teslim.”