Altın harflerle "Kendini bil" yazar Delfi'deki Apollon Tapınağı'nın girişinde!

Neredeyse tüm antik felsefe dünyası bu söz çevresinde döner dolaşır.

Bilgi ve erdemin önemine inanan Sokrates; “bilgi ve erdemin temeli” olarak kabul eder bu sözü. Ona göre, haddini bilmemenin temelinde "cahil olduğunu bilmemek" yatar...

Ve mevki sahiplerinin de bu “cahillikten doğan kibri” taşıdığını savunmuştur.

Platon da “makam sahiplerinin” “hadlerini aşmasını” önlemek için yönetme hırsı olmayan, güce değil hakikate değer veren "filozof krallar" tarafından yönetilen bir “ideal düzen” tanımlar...

Diyojen ise; felsefenin Yunus’u dur bana göre...

Lafı çok uzatmaz...

Bir kaç cümlede had bildirip geçer.

Bu yüzden; yani kibirli Atina soylularına had bildirmekten bir türlü vazgeçmediğinden Sinop’a sürülen Diyojen...

“Sanki her şeyi yapabilme kudreti elindeymiş gibi” kendisine "Dile benden ne dilersin" diyen ‘Büyük İskender'e "Gölge etme başka ihsan istemem" diyerek "had bildirir.”

Bu "Kendini bil" kavramı doğu kültüründe, tasavvufta da kendine yer bulur ve "marifetin başlangıcı" olarak tanımlanır.

Hatta “Kendini Bilen Rabbini Bilir-Men arefe nefsehu, fekad arefe rabbehu"
sözü o kadar hikmetlidir ki; olsa olsa bu söz Peygamber sözüdür, denilerek bir çoklarınca Hadis’i şerif bile zannedilmiştir.

Ayrıca şöyle de bir kıssası vardır:

“Âlimin birine ‘En iyi neyi bilirsiniz?’ diye sormuşlar! Âlim: “Haddimi bilirim” demiş!

Velhasılı kelam! Haddini bilmek lazım...

Hani, Sokrates demişti ya...

Mevki sahipleri “cahillikten doğan kibir” yüzünden haddini aşar, “kendini bilmez” diye !

... Ve Platon da “makam sahiplerinin” “hadlerini aşmasını” önlemek için yönetme hırsı olmayan, güce değil hakikate değer veren "filozof krallar" tarafından yönetilen bir “ideal düzen” istemişti.

İşte tüm bunları, modern dünyanın bilgi dağarcığımıza kattığı bir kavramla bağlamak isterim, müsaadenizle...

Hubris Sendromu!

Siyasi güç ve mevkii sahibi olmanın “zayıf bünyelerde oluşturduğu” bu güç zehirlenmesinin, kişinin makam ve otorite sahibi olduktan sonra gerçeklikten kopması, kendisini eleştirilemez, dokunulmaz ve üstün görmesi, yozlaşmasının psikolojideki adı bu.

Ahlaki erozyon, kontrolsüz hırs, koltuk sevdası, empati kaybı, maddiyata düşkünlük, makamı kullanarak zenginleşme, rüşvet alma, zimmete para geçirme, cinsel azgınlık, kendisinin cazibesine kapılacağı zannıyla karşı cinse arzulu mesajlar atmak vs gibi davranışların hepsi de bu “Hubris Sendromu” denilen güç zehirlenmesinin yansıması olarak karşımıza çıkar.

Yahut hasbelkader ya da sürpriz bir şekilde veya isterse oyların çoğunu alarak olsun “kamuya hizmet koltuğuna oturan” bir kişinin, kendisine “kamu adına” soru soran bir gazeteciye “Bu soruları sormayın. Böyle soru mu sorulur, böyle röportaj mı yapılır. Bir devlet adamı olarak ben bunlara cevap vermem” gibi sözler sarf etmesi de bu Hubris sendromu diye tanımlanan güç zehirlenmesinin bir yansımasıdır.

Diyeceğim o ki...

Bu habis Hubris Sendromu dünyada her ülkede her insanda görülen bir rahatsızlık!

Lakin sanırım biz en çok yaygın olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz.

O nedenle... Bence bütün kamu binalarının kapısında, hatta o binaların en yüksek mevkilerinin girişinde “Kendini Bil” yazmalı!

Belki işe yarar...

Gerçi; Karun’da bir işe yaramamış...

Kapısında “kendini bil” sözünün altın harflerle yazdığı Delfi Kehanet Merkezi'ne giderek kahinlerden kehanet istemiş onlarca kraldan biri de Lidya Kralı Kroisos yani bizim “Karun gibi zengin” deyimindeki Karun olmuş...

Kral Karun, Perslerle savaşa girmeden önce Delfi kahinine danışmış...
Kahin de ona "Perslerle savaşırsan, büyük bir imparatorluğu devireceksin" demiş. Dediği de çıkmış... Ama iş Karun’un anladığı gibi olmamış... Yıkılan, savaşa girdiği Pers İmparatorluğu değil, kendisininki olmuş...
Her neyse...

Cem Karaca’nın, 1990 yılında yayınlanan Yiyin Efendiler albümünde yer alan, sözleri ve müziği kendisine ait olan "Sen Seni Bil" şarkısı çalmaya başladı zihnimde... Sözlerini yazmayacağım... Meraklısı açar dinler..

**

Yunus Emre’den klasik mısralarla bitireyim ben!

"İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır"