Uyku, aslında hayatımızın üçte birini kaplıyor ama çoğu zaman değersiz bir rutinmiş gibi davranıyoruz. Oysa uykusuz kaldığımızda sadece gözlerimiz yanmıyor; hafızamız bulanıklaşıyor, kararlarımız zayıflıyor, hatta ruh halimiz bile parçalanıyor.

Modern çağın en büyük paradokslarından biri şu: Daha çok yaşamak, daha çok öğrenmek ve daha çok üretmek için uykudan çalıyoruz. Ama farkında olmadan aslında ömrümüzden çalıyoruz. Çünkü beden, uykusuzluğu borç defterine işliyor ve bir gün faiziyle geri alıyor.

Uyku, zihnin kendini onardığı, hatıraların raflara dizildiği, duyguların yeniden dengelendiği bir süreç. Yani uyumamak sadece yorgunluk değil, yavaş yavaş kim olduğumuzu kaybetmek demek.

Belki de en büyük lüks, sabaha kadar çalışan cihazların çağında, gözlerimizi kapatıp gerçekten huzurlu bir uykuya dalabilmek.