Müzik yapmak bazen bedeninizi, bazen de ruhunuzu altüst edebilir. Ancak tüm zorluklara rağmen yolunuza devam edebiliyorsanız, işte o zaman gerçekten "Ben müzisyenim" diyebilirsiniz.
Uzun yıllar polifonik korolarda sahne almış biri olarak yazıyorum. Annenizle aynı koronun bir parçası olup aynı sahneyi paylaşmak, insanın ruhunu besleyen en güzel deneyimlerden biridir. Fakat madalyonun bir de diğer yüzü vardır. Bazen sesinizi kısacak, hatta nefes almanızı zorlaştıracak kadar yorucu ve zorlu anlar da yaşarsınız. Sahneye çıktığınız anda tarifsiz bir heyecan bütün bedeninizi sarar. İlk birkaç saniye sanki hislerinizi kaybeder, nefesinizi kontrol etmekte zorlanırsınız. Ardından bacaklarınız öylesine titrer ki yerinizden kıpırdayamayacağınızı düşünürsünüz. Ama aynı bacaklar, bir tekvandocunun güçlü ve kontrollü duruşu gibi sizi dimdik ayakta tutar. Nefes almakta zorlanıyormuşsunuz gibi hissederken, bir yandan da bedeninizin içinde yankılanan ses dalgalarının gücünü neredeyse gözlerinizle görebileceğinizi düşünürsünüz. İşte müzik, tam da böyle bir yolculuktur. Yorucudur, yıpratır, sınar; ama aynı zamanda insanı yeniden inşa eder. Belki de bu yüzden sahneden her inişte yalnızca bir performansı değil, kendinizden bir parçayı da geride bırakırsınız.