Ne olacak? Nasıl olacak?..
Can sıkıntısı ve ruhunuzun derinliklerinde hissettiğiniz, bir türlü geçmeyen o yorgunlukla savaşmak nasıldır bilir misiniz? Bazen tüm olumsuzluklara karşı savaşmaktan yorulur, hiçbir şey yapmak istemezsiniz. Bazen de içinizde birikenleri anlatacak tek bir kelime bile bulamaz, konuşamaz hale gelirsiniz. Tam olarak böyle bir anda elinize bir kalem alır, önünüzdeki o bomboş sayfaya göz gezdirirsiniz. Sonra çizmeye başlarsınız. İlk başta kaleminiz kağıda incecik dokunur. Kalemin bıraktığı her bir grafit tanesini neredeyse gözünüzle takip edersiniz. Çizgiler düzgündür, sakindir. Ne yaptığınızı bilirsiniz. Ama bir süre sonra elleriniz hızlanmaya başlar. Az önceki o nizami dokunuşlar yerini daha sert ve kalın çizgilere bırakır. Kaleminiz artık sizin kontrolünüzde değilmiş gibi gelir. Birkaç dakika önce önünüzde ışıldayan inci gibi resim bir anda çirkinleşmeye başlar. Anlamını yitirir.. Gözleriniz açılır ve fark etmeye başlarsınız. Artık kaleminize hakim değilsiniz. Ama yine de kendinize hakim olamaz devam edersiniz. Çünkü çizdiğiniz şey, aslında içinizde biriktirdiklerinizdir. Sonra o sayfayı bir kenara bırakır, gerçekten görmek istediklerinizi görmeye başladığınızı fark edersiniz. Vakit kaybetmeden önünüze yeni ve bembeyaz bir sayfa açarsınız. Bu kez hiçbir şey düşünmeden, yalnızca hissettiklerinize yer verirsiniz. Tıpkı benim şu anda yaptığım gibi. Gün boyunca içinizde büyüyen o boğulma hissi, bir anda yerini hafifliğe bırakır. Birkaç çizgi ve biraz müzik... Belki ortaya kusursuz bir eser çıkmaz. Belki çizdiğiniz resmi beğenmez, yazdığınız cümleleri tekrar tekrar değiştirirsiniz. Ama sonunda elinizde yalnızca bir çizim ya da bir köşe yazısı kalmaz. Biraz olsun rahatlamış bir ruh kalır. Tabii bir de ağrıyan parmaklar..