23 Ağustos 2025’te Yenikapı’daydım. Sanatın hakikatle buluştuğu her an kolay anlaşılmaz. Hele ki sahne kalabalık, ışıklar göz kamaştırıcı, eleştiriler yüksek sesli olduğunda… İnsanlar çoğu kez detaya takılır, görünürde olanı konuşur. Oysa asıl olan, arka planda verilen emek, sessizce yürütülen bir savaş ve insan ruhuna ulaştırılmak istenen manevî bilgidir. Sami Yusuf’un Yenikapı konseri de böyleydi. Çok eleştirildi; kimi sahne düzenini, kimi programı ,kimi organizasyonun yetersizliğini tartıştı. Fakat kimse asıl niyetin ne kadar derin, ne kadar değerli bir uğraş olduğunu görmedi.
Ben kalemimle bu yazıda eleştirinin tarafında durmayacağım. Çünkü orada fark ettiğim şey bir sanat gösterisi değil, hakikati hatırlatma çabasıydı
Sami Yusuf sahneyi bir eğlence alanı değil, hakikatin aynası hâline getirdi; Doğu ile Batı’yı, zâhir ile bâtını, karanlıkla ışığı aynı potada eriterek insana en unutulmaz çağrıyı yeniden duyurdu: uyanmak, özüne dönmek, aslına varmak.
Her nota sadece kulağa değil, kalbe dokundu. Görseller yalnızca göze değil, insanın iç âlemine işaret etti. Bir konserin ötesinde, kolektif bir hatırlama anıydı yaşanan. Çünkü insanın nihai amacı, sadece bu dünyada oyalanmak değil, kendi özünü hatırlamaktır.
Eleştirilerin arasında kaybolan şey işte bu derin mesajdı. Oysa gerçek sanat, bazen kalabalığın göremediğini hatırlatır. Sami Yusuf’un yaptığı tam da buydu: modern insanın unutuşuna karşı bir hafıza savaşı vermek, sanat aracılığıyla insana asıl yolunu işittirmek.
Ve ben o gece Yenikapı’da idrakimde en çok şu mısralar akis buldu, Niyâzî-i Mısrî’nin diliyle:
'Dermân arardım derdime, derdim bana dermân imiş.
Bürhân arardım Aslıma, Aslım bana burhân imiş.'
O mısralar, Sami Yusuf’un ve değerli ses sanatçımız İbrahim Suat Erbay’ın yorumu ile can buldu. Kalpten çıkan o ses, bizi hakikate bir adım daha yaklaştırdı. Çünkü insan, aslını bulduğunda dermanını da bulur; derdiyle yüzleştiğinde ise özüne açılan burhanı görür.
O gece müzik, sadece bir ses değildi. Kimi için kulağa hoş gelen melodilerdi, kimi için estetik bir şölen… Ama derinden bakanlar için, bir nefes, bir işaret, bir hatırlatma idi. Sami Yusuf’un konseri, sanatın gerçek amacını bir kez daha gösterdi: insanı uyandırmak, insana özünü hatırlatmak, aslına dönme cesareti vermek. Ve belki de bu yüzden, eleştirilerin ötesinde hafızamızda kalan şey, bir konser değil; kendi varlığımıza yapılmış en derin çağrıydı.
Bu çaba tek bir sese değil, birçok ülkeden gelen sanatçılarla kendi ülkemizin değerli seslerinin birleşmesine dayanıyordu. Farklı dillerin, renklerin ve kültürlerin bir araya gelerek aynı mesajı dillendirdiği bir buluşmaydı bu. Her nefes, her ses, her emek aynı çağrıyı büyütüyordu: Sami Yusuf’un, insana Aslını ve Zatını gösteren; gölgesinden hakikatine uzanan kadim hatırlatışıydı …