Eskiden insanlara en çok sorulan soru şuydu:
“Büyüyünce ne olacaksın?”
Şimdi ise soru değişti:
“Burada mı kalacaksın, yoksa gidecek misin?”
Bugünün gençleri hayal kuramıyor.
Hayal kurmak istemedikleri için değil…
Kurdukları hayallerin gerçek olacağına inanmadıkları için.
Bir üniversite kazanılıyor.
Bölüm okunuyor.
Yıllar geçiyor.
Ama mezuniyet, bir başlangıç gibi değil;
uzun bir belirsizliğin başlangıcı gibi hissediliyor.
Artık mesele sadece iş bulmak değil.
Bulduğun işin seni yaşatıp yaşatamayacağı,
gelecek kurup kuramayacağın,
bir hayat planı yapıp yapamayacağın…
Hepsi ayrı bir soru işareti.
Birçok genç aynı cümleyi kuruyor:
“Ne yaparsam yapayım yetmeyecek gibi hissediyorum.”
Bu cümle tembellik değil.
Bu, güvensizlik.
Zygmunt Bauman modern dünyayı “akışkan” olarak tanımlar.
Hiçbir şeyin kalıcı olmadığı,
her şeyin sürekli değiştiği bir dünya…
Belki de bugün gençlerin yaşadığı tam olarak bu:
Tutunacak bir zemin bulamamak.
Plan yapmak zorlaştı.
Çünkü hiçbir planın garantisi yok.
Çalışmak yetmeyebilir.
İyi olmak yetmeyebilir.
Hatta bazen şans bile yetmeyebilir.
Bu yüzden birçok genç iki uç arasında gidip geliyor:
Ya aşırı çabalıyor ve tükeniyor,
ya da tamamen vazgeçip akışına bırakıyor.
Ama en tehlikelisi şu:
Alışmak.
Belirsizliğe, güvensizliğe, geçiciliğe alışmak…
Çünkü insan bir şeye alıştığında,
onu sorgulamayı bırakır.
Belki de asıl soru şu:
Gençler neden plan yapamıyor değil,
neden bu kadar belirsizlik içinde plan yapmak zorunda kalıyor?
Çünkü bir toplumda gençler geleceğe güvenmiyorsa,
sorun gençlerde değildir.
Ve belki de en sessiz kriz şu an yaşanıyor:
Hayal kurmayı yavaş yavaş bırakan bir nesil.