Mutfak alışverişine çıktığınızda kendinizi hiç bir ambalajın üzerindeki "Doğal", "Fit", "Şeker İlavesiz" veya "Yüksek Proteinli" yazılarına bakarak o ürünü sepete atarken buldunuz mu? Cevabınız evet ise, yalnız değilsiniz. Modern gıda endüstrisi, son yıllarda adeta bir sihirbaz gibi çalışıyor. Bizler daha sağlıklı bir yaşamın formülünü ararken, market rafları da bu arayışımıza uygun renklerle, cazibeli sloganlarla donatılıyor. Bu ambalajlar gerçekten sağlığımızı mı düşünüyor, yoksa sadece algılarımızla mı oynuyor?
Bugün, o ışıltılı paketlerin arkasındaki "sağlık yıkama" (healthwashing) perdesini biraz aralayalım.
"İçindekiler" kısmı neden küçük yazılır?
Pazarlama stratejileri, ürünün ön yüzünü bir tuval gibi kullanır. Ön yüzde yeşil yapraklar, "organik" vurguları ve "yağsız" ibareleri uçuşurken; bizi asıl ilgilendiren bilimsel gerçekler, yani ürünün kimliği, arkadaki o küçücük puntolu "İçindekiler" tablosunda saklanır. Bilimsel bir gerçek vardır ki; bir gıdadan yağı çıkardığınızda, onun lezzetini ve kıvamını koruyabilmek için yerine bir şey koymak zorundasınızdır. Bu "şey" genellikle nişasta, glikoz şurubu veya fazladan şeker olur. Yani rejim yaptığınızı düşünerek aldığınız "yağsız" bir bisküvi, vücudunuzda sandığınızdan çok daha hızlı bir şekilde kan şekerini fırlatabilir ve sizi daha çabuk acıktırabilir.

"Şeker İlavesiz" demek, kalorisiz demek değildir:
En çok düşülen tuzaklardan biri de "Şeker İlavesiz" (No Added Sugar) etiketidir. Teknik olarak ürüne dışarıdan beyaz şeker eklenmemiş olabilir; bu doğru. Ancak ürünün kendi özünde bulunan fruktoz (meyve şekeri) veya konsantre meyve suları, o gıdayı düşündüğünüz kadar "masum" yapmaz. Vücudumuz, ambalajın üzerindeki sloganı okumaz; o sadece aldığı toplam karbonhidrat yüküne ve glisemik indekse bakar. Kurutulmuş meyvelerle tatlandırılmış barı "nasılsa şekersiz" diyerek porsiyon kontrolsüz tüketmek, farkında olmadan yüksek enerji almanıza ve kilo kontrolü süreçlerinizin sekteye uğramasına neden olabilir.

Protein çılgınlığı ve vücudun kimyası:
Son dönemde nereye baksak "Yüksek Proteinli" sütler, barlar, pudingler görüyoruz. Elbette protein, kas sağlığımızdan tokluk süremize kadar metabolizmanın yapı taşıdır. Ancak unuttuğumuz bir şey var. İhtiyacımızdan fazla tüketilen her makro besin öğesi gibi, proteinin fazlası da vücutta yağa dönüştürülerek depolanır. Üstelik bu endüstriyel proteinli atıştırmalıkların birçoğu, protein miktarını artırırken yapay tatlandırıcıları ve kıvam artırıcıları da beraberinde getirir. Gerçek ve kaliteli bir protein kaynağı olan bir adet yumurtanın yerini, ambalajlı bir protein barın tutmasını beklemek biyolojik olarak çok da mantıklı değildir.

Ne Yapmalıyız?
Amacımız paketli gıdaları hayatımızdan tamamen çıkarmak ya da birer düşman ilan etmek değil; sürdürülebilir ve sağlıklı bir beslenme düzeninde "farkında" olmak. Market alışverişlerinizi birer dedektif gibi yönetmek için şu üç basit kuralı alışkanlık haline getirebilirsiniz:
1.Ön yüzü okumayı bırakın, arkaya odaklanın: Bir ürünün ne kadar sağlıklı olduğunu ambalajın rengi değil, "İçindekiler" listesi belirler.
2.İlk üç madde kuralı: Gıda mevzuatına göre içindekiler listesi, üründe en çok bulunandan en az bulunana doğru sıralanır. Eğer bir ürünün ilk üç maddesinde şeker, nişasta veya türevleri varsa, o ürün "fit" olmaktan biraz uzaktır.
3.İsim değiştiren şekerleri tanıyın: Maltoz, dekstroz, esmer şeker, elma suyu konsantresi, mısır şurubu... Bunların hepsi vücudunuz için günün sonunda aynı kapıya çıkar.

En sağlıklı gıda, ambalaja ihtiyacı olmayan gıdadır. Raflardaki illüzyonların sizi yanıltmasına izin vermeyin. Sağlığınız, reklam stratejilerinden çok daha değerlidir.
Sağlıkla ve farkındalıkla kalın!