Takvim değişiyor. Yeni bir ay başlıyor. Telefonlarımız bize bunu hatırlatıyor. Ajandalar yeni sayfaya geçiyor. Ama insan gerçekten yeni bir aya geçebiliyor mu? Yoksa yalnızca günler değişirken, biz aynı düşünceleri, aynı kaygıları ve aynı nefesi taşımaya devam mı ediyoruz? Belki de bu yüzden bazı insanlar için aylar geçiyor ama hayat değişmiyor.

Çünkü değişim önce takvimde değil… İçimizde başlıyor.
Temmuz boyunca yaşadıklarımızı düşünelim. Sevindik. Üzüldük. Bekledik. Hayal kırıklıkları yaşadık. Belki bazı kapılar kapandı. Belki hiç beklemediğimiz yeni kapılar aralandı. Ama çoğu zaman bunların hiçbirini gerçekten sindiremedik. Bir sonraki güne geçtik. Sonra bir sonrakine... Ve şimdi yeni bir ayın eşiğindeyiz. Belki de Ağustos bizden yeni kararlar vermemizi değil… Eski yükleri fark etmemizi istiyordur.
İnsan ilginçtir. Zihin yeni başlangıçlar ister. Ama beden eski ritimleri bırakmakta zorlanır. İşte bu yüzden bazen değişmek istediğimizi söyleriz ama aynı nefesi almaya devam ederiz. Aynı hız… Aynı telaş… Aynı gerginlik… Oysa nefes değişmeden sinir sisteminin ritmi de kolay kolay değişmez. Belki de yeni bir aya girmenin en güzel yolu, önce bedenimize şu mesajı verebilmektir:
"Artık yeni bir sayfa açabilirsin."
Ağustos, doğanın en olgun zamanıdır. Meyveler olgunlaşır. Toprak emeğinin karşılığını verir. Belki insanın da bu ay kendine soracağı en güzel soru şudur:
"Ben bu yazın sonunda artık nasıl biri olmak istiyorum?"
Çünkü gerçek başlangıçlar takvim yapraklarında değil… İnsan ilk kez fark ederek nefes aldığında başlar.
Belki de Ağustos'un sana getireceği en büyük yenilik, hayatına ekleyeceklerin değil; artık taşımamaya karar vereceklerin olacaktır.
Ve bazen bunun ilk işareti, uzun zamandır ilk kez gerçekten alman gerektiğini fark ettiğin derin bir nefestir.