Bu sene rahmet kapıları açıldı, ülkemizde son yılların belki de yüz yılların en güzel kışı yaşandı. Kuruyup biten göller/göletler yenden doldu, barajlar suya doydu. Kuruyan kaynaklar yeniden canlandı. Toprak, dağ, taş ve insan suya doydu.
Su hayattır, su rahmettir, berekettir..
Bu sene pazarlar cıvıl cıvıl. Her renkten ve çeşitten sebzeye gözümüz de gönlümüz de doydu…
Biz doyduk doymasına da çiftçi yine kazanamadım diye dert yanmaya başladı.
Geçen sene kuraklık, bu sene rekolte fazlalığı çiftçiyi gelirinden etti. Anlaşılması güç bir olay, çiftçi Allah’a isyan ediyor gibi geliyor. Verse suç, vermese suç..
Dengesiz bir ortamın en güzel örneği aslında çiftçinin şu yaşadığı durumdur. Ekonomide “DENGE ÖNEMLİ” derken laf arasında geçiştirilen “DENGE” ifadesi aslında iyi günde ve kötü günde bizi ayakta tutan varsayımlar, önlemler ve tedbirlerdir.
Tarım ve Orman Bakanlığı ile TÜİK'in 2026 ilk tahminlerine göre;
• Toplam bitkisel üretim yaklaşık %16,5 arttı.
• Tahıllarda üretim %12,6 arttı.
• Buğday üretimi %26,7 arttı.
• Arpa üretimi %50 arttı.
• Meyve üretiminde geçen yıl yaşanan zirai donun etkisinin ortadan kalkmasıyla %57,8 gibi olağanüstü bir artış bekleniyor.
Gidişat bu beklentilerin bile üzerinde bir üretimin gerçekleşeceği yönünde. Rekoltede sorun yok. Peki sorun nerede?
Madde madde ilerleyelim:
1. Arz-Talep dengesi bozuldu. Bu dengenin arz yönünde bozulacağı belliydi. Özellikle stoklanamayan raf ömrü çok kısa olan domates, kiraz vb. ürünler için önlemlerin alınmış olması gerekirdi.
2. Girdi maliyetleri: Özellikle motorin, gübre, tohum, işçilik vb. temel girdi maliyetlerinin yükselmesi birim maliyeti de yükseltti. Kirazdan örnek verecek olursak, tarlada kiraz için teklif edilen fiyat kiraz toplayan işçinin yevmiyesini karşılamaya yetmedi. İşgücü piyasasının en önemli göstergesi olan Asgari ücrette pervasızca yapılan sözde iyileştirmelerin en vahim tablosunu bu sene tarım sektöründe yaşıyoruz. Yevmiyecinin topladığı mahsul yevmiyesini karşılayamaz duruma geldi.
3. Yıllardır mücadele edilen fakat sonucu değişmeyen zincir marketler sorunu. Fiyat üzerindeki en önemli baskıyı oluşturan bu zincir marketleri kazanca doyuramadıkça daha çok üretici bu oluşumların ırgatı olur.
4. En büyük sorun: Plansız üretim; yani bir tarım politikamızın olmaması. Türkiye'de birçok üretici geçen yıl hangi ürün para kazandırdıysa bu yıl o ürünü eker. Örümcek ağı teorisi de denilen bu kısır döngü ancak iyi bir tarım politikası ile kırılabilir. Fiyat yükselir → herkes eker → arz artar → fiyat düşer → kimse ekmez → arz azalır → fiyat yeniden yükselir.
Yıllardır tüm ekonomistlerin ve bu işin ehillerinin söylemekten dilinde tüy bittiği çözüm önerileri aslında hem basit hem de uygulanabilir cinsten.
• Üretim planlamasının bölgesel bazda güçlendirilmesi.
• Sözleşmeli tarımın yaygınlaştırılması.
• Lisanslı depoculuk ve soğuk hava depolarının artırılması.
• Üretici kooperatiflerinin pazarlama gücünün artırılması.
• Hal ve aracılık sisteminin yeniden düzenlenerek verimliliğin yükseltilmesi.
• Ürün bazlı erken uyarı sistemleriyle arz fazlasının önceden öngörülmesi.
Yağmur bereket getirdi; tarlalar doldu, depolar doldu. Ancak plansız üretim, yüksek girdi maliyetleri ve pazarlama sorunları nedeniyle bolluk çiftçinin cebine bereket olarak yansımadı. Rekolte arttı ama gelir artmadı. Hatta birçok üretici, daha fazla ürün hasat etmesine rağmen geçen yıldan daha az kazandı. Tarımda sürdürülebilir refah yalnızca üretimi artırmakla değil; üretimi planlamak, maliyetleri yönetmek ve ürünün hak ettiği değerde pazarlanmasını sağlamakla mümkün olacaktır.