Yoğun, koşturmacalı veya duygusal olarak yıpratıcı bir günün akşamında kendinizi mutfak tezgahının önünde, elinizde bir paket çikolata veya koca bir tabak makarnayla bulduğunuz oldu mu? Eğer cevabınız "evet" ise, lütfen önce derin bir nefes alın ve kendinizi suçlamayı bırakın. Çünkü bu durum bir "iradesizlik" örneği değil; tamamen biyolojinizin, özellikle de "ikinci beyniniz" olarak kabul ettiğimiz bağırsaklarınızın size oynadığı bir kimyasal oyun.
Vücudumuzda beyinden bağırsaklara uzanan, adına Vagus siniri dediğimiz muazzam bir bilgi otobanı var. Bu otoban sayesinde beynimiz ne hissediyorsa bağırsaklarımız reaksiyon veriyor; bağırsaklarımızda ne oluyorsa beynimize sinyal gidiyor. İşin en büyüleyici kısmı ise şu: Mutluluk, huzur ve sakinlik hissi veren serotonin hormonunun yaklaşık %90'ı beyinde değil, bağırsaklarımızda üretiliyor. Stres seviyeniz zirve yaptığında, beyniniz tehlikede olduğunu hisseder ve hızla "hayatta kalma" moduna geçer. Bu moddayken canınızın brokoli istemesi imkansızdır. Beyin, en hızlı şekilde mutluluk ve enerji salgılatacak yakıtı, yani basit karbonhidratları ve şekeri talep eder. Karbonhidratı yediğiniz an serotonin hızla yükselir, geçici bir rahatlama gelir ve döngü tamamlanır. Ta ki o şeker hızla düşüp sizi daha büyük bir krizle baş başa bırakana kadar...
Bu Döngüyü Yönetmek İçin 3 Diyetisyen Stratejisi
Kendimizi tamamen stresten arındırılmış bir dünyada yaşatamayız, ancak stresin beslenme sepetimizi ele geçirmesine engel olabiliriz. Mutfaktaki o kriz anlarını yönetmenizi sağlayacak, sonuç veren birkaç küçük strateji:
1-20 Dakika Kuralı ve Duygu Kontrolü: Kriz anında mutfağa yöneldiğinizde kendinize şu soruyu sorun: "Şu an gerçekten midem mi aç, yoksa ruhum mu?" Eğer cevap ruhunuzsa, kendinize 20 dakika süre tanıyın. O sırada mutfaktan uzaklaşın, büyük bir bardak su için veya balkona çıkıp temiz hava alın. Göreceksiniz, hormonal o ani atak 15-20 dakika içinde sönümlenmeye başlayacaktır.
2-Serotonini Doğal Yollarla Besleyin: Bağırsak mikrobiyotanızı ne kadar güçlü tutarsanız, stres yönetiminiz o kadar kolaylaşır. Beslenmenize kefir, ev yoğurdu gibi probiyotik kaynaklarını ekleyin. Ayrıca serotoninin ham maddesi olan triptofan zengini besinleri (hindi eti, yumurta, muz, ceviz ve yulaf) öğünlerinize dahil ederek beyninize "ben güvendeyim" mesajı gönderin.
3-Kompleks Karbonhidratların Gücünden Yararlanın: Karbonhidratları hayatınızdan tamamen çıkarmak çözümlere değil, daha büyük krizlere yol açar. Önemli olan türüdür. Beyaz un ve şeker yerine; kan şekerinizi dalgalandırmayacak yulaf, karabuğday, tam tahıllar veya kuru baklagilleri tercih edin. Yanına ekleyeceğiniz sağlıklı bir yağ (örneğin birkaç çiğ badem) veya protein kaynağı, o tatlı krizlerinin önüne set çekecektir.
Vücudunuz stres anında sizden yardım istiyor, sizi sabote etmeye çalışmıyor. Kendinize yüklenmek yerine, ikinci beyninizin sesini dinleyin ve ona ihtiyacı olan gerçek, kaliteli yakıtı verin. Sağlıklı beslenmek bir cezalandırma yöntemi değil, bedeninize ve ruhunuza bakım yapma sanatıdır. Haftaya yepyeni bir konuda buluşmak üzere, sağlıkla kalın!