Şehirlerin beton grisi içinde koştururken, doğa bize her yıl aynı vakitte sessiz ama görkemli bir davetiye gönderir. Hıdırellez; sadece mevsimlerin değişimi değil, toprağın uyanışıyla insanın içindeki kadim umudun el ele tutuştuğu o eşsiz andır. Hızır ile İlyas’ın, yani karanın bereketiyle denizin sonsuzluğunun buluştuğu bu gizemli vakit, aslında insanın kendi hayalleriyle verdiği en samimi randevudur.

Hıdırellez bize hatırlatır ki; hiçbir kış sonsuza dek sürmez. Bir gül ağacının dibine bırakılan küçük kağıtlar ya da toprağa çizilen hayaller, modern dünyanın karmaşasına verilmiş en zarif cevaptır. Çünkü insan, sadece mantığıyla değil, mucizelere olan inancıyla nefes alır. O gece dallara bağlanan her dilek, ruhumuzun derinliklerinde sakladığımız o en saf arzuların dışavurumudur.

Ateşlerin üzerinden atlanırken bırakılan neşeli kahkahalar, geçmişin yükünü alevlerin içinde bırakıp hafifleme çabasıdır. Toprak nasıl uyanıyorsa, Hıdırellez de bizim içimizdeki o sönmeye yüz tutmuş umut kıvılcımlarını yeniden harlar. Bizi toprağa dokunmaya, suyun sesini dinlemeye ve tabiatın ritmine uyum sağlamaya davet eden bu gelenek, nesillerdir değişmeyen en güçlü bağımızdır.

Bu yıl Hıdırellez’i sadece bir kutlama değil, bir "yeniden başlama cesareti" olarak görelim. Gönülde saklanan o güzel niyetler, baharın tazeliğiyle birleştiğinde mutlaka filizlenecek bir yer bulur. Toprağın uyanışı, kalplerimizin de uyanışı olsun.