Kapitalist ve küreselleşmiş bir dünyada yaşamak, ekonomik anlamda gelişmiş ülkeler için bulundukları noktadan daha iyi bir evreye ilerlemelerine ve bu ilerleme ile aynı paralellikte toplumsal gelişimlerine de imkânlar sağlarken benzer gelişimden ne yazık ki gelişmekte olan ülkeler için bahsetmek mümkün değildir. Bu noktada gelişmiş olan ülkelerde bireyler için iş alanı yaratmak ve toplumun işsiz kesimini bu alana kanalize etmek küresel düzende varlıklarını devam ettirmeleri adına küresel bir zorunluluktur. Bunun yanı sıra daha fazla ve daha iyi iş alanı yaratmak devletler ve toplumlar için ekonomik dönüşüm de gerektirir. Ülkemiz açısından değerlendirecek olursak özellikle 1980 öncesi ve sonrası olarak bu dönüşümü değerlendirmek doğru olacaktır. Özellikle ülkemizin ekonomik süreci 1980 öncesi ve sonrası farklı politikalara maruz kalmış, istihdam ve üretim süreci de buna bağlı olarak olumlu ve yahut olumsuz şekilde değişkenlik göstermiştir.

1980 öncesi süregelen içe dönük siyaset özellikle 1980 sonrası dışa açılma sürecine girmiş olsa da ülkemizde meydana gelen siyasi istikrarsızlıklar, kırılgan ekonomik gelişmeler ve kaos ortamı ne yazık ki ülkemizin küresel piyasalara olan adaptasyonunda kırılganlık yaşamasına ve buna bağlı olarak büyümede ve istihdamda istikrar yakalamamış olmasına sebep vermiştir. AK Parti’nin kurulduğu ve iktidara geldiği 2000’li yılların başlarına değin ülkemiz ciddi ekonomik dar boğazlardan ve kırılganlıklardan geçmiştir ve bu yıllar itibari ile benimsenen siyaset ile özel sektör ağırlıklı bir yapısal değişim yaşanmaya başlanmıştır. Bu yapısal değişim de küresel piyasalara olan adaptasyon sürecine uyum sağlamış ve yaşanılan büyümenin istihdama yansıması ile global anlamda yaşanılan 2008 küresel krizine kadar ekonomik büyüme doğru artan ivmede devam etmiştir.
Türkiye ekonomisini derinden etkileyerek 2009'da (%4,7) oranında küçülmesine, sanayi üretiminde ise sert düşüşe ve sonrasında işsizliğin (%16,1) seviyelerine çıkmasına sebep olan 2008 küresel ekonomik krizi etkilerinden uygulanan mali disiplin programları ile çıkılmaya çalışılmıştır. Süregelen bu programlar işsizlik oranlarının da düşmesine sebebiyet vermiştir. Elbette bu tür ekonomik krizlerden kısa zaman zarfında çıkabilmek ve yahut bu tür ekonomik krizlerin ülke ekonomilerini teğet geçecek olması ülkelerin istihdam gücüne ve ekonomideki dışa olan bağımlılık oranlarının düşüklüğüne bağlıdır.
AK Parti’nin kurulduğu ilk günden itibaren Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ile her alanda ve her anlamda tam bağımsız bir Türkiye’nin inşası adına büyük çalışmalar, programlar ve atılımlar gerçekleşti. Gerçekleşen bu atılımlar sonrası elbette vizyonunuz her anlamda tam bağımsız bir duruş olunca Türkiye olarak düşmanlarımız ve düşmanlarımızın düşmanca tavırları da bir o kadar çoğalmıştır. Tabi BATI her zaman ilişki içerisinde olduğu gelişmekte olan ülkelerin dış teknolojiye, yabancı sermayeye, dış borca ve dış ticarete yani kapitalist düzeni ellerinde tutan ülkelerin menfaatlerine yani kendilerine uygun yaşamasını ister ve eğer ki bu ülkeler onların bu düşüncesine uygun bir tavır takınmaz ise o ülkeleri kimi zaman darbelerle, kimi zaman ekonomik kriz ve kaoslarla, kimi zaman çeşitli ambargolar ve yaptırımlarla o ülkelerde her anlamda bir istikrarın vuku bulmaması adına yoğun çaba gösterirler ve ülkelerin ekonomik anlamda bağımsız olarak güçlenmelerinin önüne geçmek isterler. Bu kapsamda ekonomik anlamda büyümek ve bu büyümenin istihdama yansıması istihdama yansıyacak büyüme ile ülkenin işsizlik oranının düşmesi, işsizlik oranının düşmesi ile toplumun refah düzeyinin artması o ülkenin ekonomide tam bağımsız dışa az bağımlı sürecine pozitif anlamda etki sağlayacaktır. Bu bağlamda ekonomik büyüme, istihdamdaki artış ve işsizlikteki azalma ülkedeki mal ve hizmet üretimindeki artışla doğru orantılıdır.

Mal ve hizmet üretiminde artış için de özellikle ülkemiz gibi hedefi ve ülküsü her alanda tam bağımsız bir Türkiye’nin inşası olan ülkeler için sanayi, üretim, hizmet ve imalat endüstrisinde mavi yakalı olarak ta tanımlaman ara eleman açığını kapatmak ve “ara eleman” olarak ifade edilen çalışan kesimin “aranan eleman” olarak ifadeleştirildiği günümüzde bu kesimin iş hayatına kazandırılmasına yönelik istihdam alanlarının geliştirilmesi oldukça kıymetli ve önemlidir. Meslek sahibi olmanın üniversite mezunu olmaktan daha değersizleştirildiği son yıllarda özellikle ülkemizin üretmesi ve bu üretimin ülke ekonomisine katkısı ülkemizin geleceği adına bir ihtiyaçtan öte bir zorunluluktur. Bu bağlamda her anlamda tam bağımsız bir ülkenin inşası için akademik bir eğitim süreci ne kadar kıymetli ise bu noktada mesleki anlamda teorinin pratik ile özdeşleştiği ve buna bağlı olarak erken yaşta iş ve meslek sahibi olmaya imkân sağlayacak bir eğitim süreci de ülkemizin geleceği açısından oldukça önemlidir.
Günümüze baktığımızda bugün Çin ve benzeri ülkelerin küresel ekonomideki en büyük avantajlarından biri; çocuklarına erken yaşta meslek ve zanaat becerisi kazandırmaları geliyor, o zaman bizim de ekonomi başta olmak üzere her anlamda tam bağımsız güçlü ve büyük bir Türkiye’nin inşası adına düşünen, çalışan, üreten, ihraç eden ve buna bağlı olarak erken yaşta sadece kendi bireysel ekonomisine değil ülke ekonomisine de katma değer sağlayacak olan gençliğimizi, eğitim modelini ve buna endeksli meslek liselerini güçlü gelecek modeli olarak programlamalı ve desteklemeliyiz. Bu kapsamda meslek liseleri bir zümre için sermaye meselesi olmaktan çıkmalı devlet ve millet için gerçek anlamda memleket meselesi olmalıdır ve unutulmamalıdır ki; üreten, emek veren, meslek sahibi olan gençlerimiz, büyük ve güçlü Türkiye ekonomisinin en sağlam temelidir. Selam, sevgi ve hürmetlerimle.