Mesleğe başladığım 1996 yılında ilk haberim bir trafik kazasıydı.
Gördüğüm manzara ‘Bu işi yapabilecek miyim?’ sorusunu kendime sormama neden oldu.
Ertesi gün başka bir trafik kazası, sonra başka bir kaza, cinayet, kendi canına kast etme..
Sonu hiç gelmedi.
Olay yerine ilk giden gazetecilerden oldum.
Olay yerindeki manzarayı ilk görenlerden.
Çokça ölüm gördüm meslek hayatım boyunca.
*
Geçtiğimiz hafta Doğanbey Mahallesi’nde Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne ait katı atık bertaraf tesisinde göbek bağı kesilmemiş bir bebek cesedi bulundu.
Olay yerini görmeyen, olayı sadece gazetelerden okuyanı belki çok etkilememiştir.
Yayın kuralları gereği gördüğümüzü yayınlayamadık.
Yayınlanması uygun olsaydı eminim ki, hepiniz bizim duygularımızı yaşardınız.
“Böyle bir vicdansızlık nasıl yapılır?” diye kendinizi sorgulardınız.
*
JASAT diye bir ekip var.
Jandarma bünyesinde kurulan bir asayiş timi.
Eskiden jandarma bi işe bakıyorsa ‘Eyvahlar olsun’ derdik.
Çözülmesi uzun sürerdi.
İki yılda bir görev yeri değişen personelin yerine gelen personel konuyu anlayana kadar tayini çıkardı.
Şimdi öyle değil.
Teknolojiyi çok iyi kullanıyor bu ekip.
Sadece asayiş olaylarını çözmekle de kalmıyor, görüyorum sorumluluk alanlarında bilgilendirme toplantıları yapıyor, vatandaşın farkında olmasına destek veriyor.
*
İşte bu JASAT ekipleri çöplükte bulunan bebeği kimin attığını çözmek için özel bir çalışma yapıyor.
Aydın Cumhuriyet Savcılığı koordinesinde, sağlık kurumlarınca kayıt altına alınmış yaklaşık 2 bin hamilelik olayını araştırdı. Gerçekleşen ve gerçekleşmeyen tüm doğum olaylarını değerlendirmeye başladı.
Çöp konteynerlerinin yakınlarında bulunan yaklaşık 1500 saatlik güvenlik kamerası görüntülerini saniye saniye incelemeye aldı.
Çemberi daralttı.
*
JASAT çalışıyor ama vicdanlı vatandaşlara da büyük bir görev düşüyor.
O da ihbar mekanizması.
Çevrenizde hamile olduğunu bildiğiniz yakınınız mutlaka vardır.
Hele ki doğum gerçekleştiğine göre fiziksel görüntüsünden de anlamışsınızdır.
Hamile olduğunu bildiğiniz ancak bebeği ortalarda olmayan en yakınınız bile olsa ihbar edin.
Bakın suç kısmında değilim, vicdan kısmındayım. Anne ve babanın yaptığı vicdansızlığa ortak olmayın.

KUPA AYDIN’A GELDİ, GAZETECİLER ADAMDAN SAYILMADI

İspanya’dan özel olarak getirttiğim Olavidia peyniri eşliğinde yaptığım kahvaltının ardından “Fakir halk ne alemde acaba?” diye sokağa çıktım.
Aklımı yitirmiş olmalıyım ki, havuza girip keyif yapmak yerine 40 derece sıcakta biraz yürüdüm.
Ofisin kliması altında 15 dakika bekleyip kendime geldikten sonra ziyaretime gelen gazeteci dostlarımla sohbet ettim.
*
Sohbet sırasında Fenerbahçeli olduğumu öğrenen bir arkadaşım “Allah başka dert vermesin” diye dalga geçti.
Alışık olduğumdan güldüm geçtim.
Konu şampiyon olan Galatasaray'ın şampiyonluk kupasının Aydın’a getirilip, taraftarlara gösterilmesine geldi.
O etkinliğe davet edilmiştim ama bir Fenerbahçeli olarak daha fazla eziyet çekmemek adına katılmadım.
İyi ki de katılmamışım.
*
Basın mensuplarını davet edip, bir masa ayırmışlar ama masayla hiç kimse ilgilenmemiş.
Üstelik masada Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş de varmış.
Sonra bir garson gelmiş.
Bakmışlar ki, yemek ücretli soda söylemişler.
Bütün katılımcılar yemek yerken gazeteciler soda içmiş.
*
Şimdi “Gazeteciler yemek yemeye mi gidiyor?” diyebilirsiniz.
Aydın Ticaret Odası’nda ramazan ayındaki olayı hatırlatıp, “Çorba” olayını örnek verebilirsiniz.
Ancak buradaki durum o değil.
AYTO’da düzenlenen o etkinlik basına kapalıydı.
Yani en baştan gazeteciler davet edilmemişti.
Lakin Aydın Galatasaraylılar Derneği’nin etkinliğinde gazeteciler davet edildi.
*
Oraya giden gazeteciler taraftar olarak gitmedi.
Oraya giden gazeteciler, akşam aileleri ile birlikte evlerinde yemek yemek varken, kalkıp etkinliğe gittiler.
Ailelerine ayıracakları vakitte haber alma ve vermenin kutsaliyetiyle çalıştılar.
Galatasaraylılar Derneği reklam yapacak ama gazetecileri aç bırakacak.
Kimse kusura bakmasın kabul etmem.
*
Cemiyet başkanı Naci kardeşim de bir süre sonra kalkıp gitmiş.
Kupanın gösterimi sırasında Kulüp Merkezinden geldiği öğrenilen bir kişi Aydın Basını’nın görüntü almasına, fotoğraf çekmesine izin vermemiş.
Zorluk çıkarmış ama bizimkiler çekmiş.
Konuyu dernek başkanı Fevzi Eryalçın’a da iletmişler.
“Ya o İstanbul’dan, kulüpten geldi. İdare edin” diye bir cevap almışlar.
Kusura bakmayın kabul etmem.
*
Aydın’da görev yapan gazetecilere yapılan haksızlığa ses çıkarmayan veya çıkaramayan cemiyet başkanını da kabul etmem.
“El itine sahip çıkarken, biz atımızda kusur ararız” misali atımızın sahipsiz kalmasını, boynunu eğmesini, hor görülmesini hoş karşılamam.
*
Acayip sıcak, ben serin bi yer bulup ense yapmaya gidiyorum.
Salı görüşürüz.

GÜNÜN SÖZÜ:
“..kafaya taka taka yaşarsan, içine ata ata ölürsün..”

GÜNÜN TESPİTİ:
“..’acı çekmek’ istemediğimiz fakat çekmek zorunda olduğumuz bir şeydir..”

BEN:
“..halimden memnun değilim ama başkası da olmak istemezdim.. çünkü başkalarının halinden de memnun değilim..”

KADINLAR&ERKEKLER
“..‘sırıtarak’ konuşan erkekten daha kötüsü ‘kırıtarak’ konuşan erkektir..”