Son zamanlarda dikkat ediyor musunuz? İnsanlar sadece yorgun değil. Sanki görünmeyen bir yük taşıyorlar. Daha çabuk kırılıyor, daha çabuk öfkeleniyor, daha çabuk yoruluyor. Bazen bunun nedenini iş yoğunluğunda, trafikte ya da hayatın temposunda arıyoruz. Oysa bazı yüklerin adresi çok daha eski olabilir.
Belki çocukluğumuzdan...
Belki yıllardır söyleyemediğimiz cümlelerden...
Belki de ailemizden bize kalan sessiz hikâyelerden...
Bugün psikoloji de bize şunu söylüyor: İnsan sadece kendi yaşadıklarının değil, içinde büyüdüğü aile sisteminin izlerini de taşır. İnandığımız kalıplar, öğrendiğimiz baş etme biçimleri ve duygusal alışkanlıklarımız çoğu zaman fark etmeden yaşamımıza eşlik eder. Astrolojiyle ilgilenenler ise gökyüzündeki bazı dönemleri, geçmişle yüzleşme, aile bağlarını yeniden değerlendirme ve duygusal yükleri dönüştürme fırsatı olarak yorumlar. Farklı diller konuşsalar da iki yaklaşımın ortak bir daveti vardır: *Dur. Fark et. Kendine dön.*
İşte tam burada nefes devreye girer.
Çünkü nefes sadece akciğerleri dolduran hava değildir.
Nefes, sinir sisteminin güven hissini yeniden inşa eden en doğal köprülerden biridir. İnsan geçmişini değiştiremez. Ama geçmişin bedeninde bıraktığı gerginlikle kurduğu ilişkiyi değiştirebilir. Bazen yıllardır omuzlarda taşınan bir yük, tek bir farkındalıkla hafiflemeye başlar. Bazen yıllardır tutulmuş bir nefes, insanın kendi içine attığı cümlelerin sessiz tanığıdır.
Belki de bu yüzden kadim öğretiler nefesi "yaşamın kapısı" olarak tanımlar.
Çünkü nefes yalnızca yaşatmaz. Hatırlatır. Kendini… Bedenini… Ve uzun zamandır ihmal ettiğin iç sesini.
Yaz mevsimi doğanın en geniş nefesidir. Ağaçlar büyür. Toprak bereketlenir. Gün ışığı uzar. Bu mevsimde kendine verebileceği en güzel hediye, biraz durmak, biraz yavaşlamak ve kendi nefesini yeniden duymaktır. Bazen hayatı değiştiren şey büyük kararlar değildir. Belki de uzun zamandır aradığın şey, yeni bir hayat değil…
Kendine yeniden dönebileceğin bir nefestir.