Artık kim olmak istediğimizi biliyoruz.
Ve belki daha da önemlisi…
Kim olmayacağımızı da.
İnsanın kim olduğunu fark etmesi, çoğu zaman neye artık tahammül edemediğini anlamasıyla başlar.
Ve biz artık neleri taşıyacağımızı değil, neleri bırakacağımızı da biliyoruz.
İşte şimdi, bu seride yeni bir eşiğe geldik.
Kendini tanımak bir kavrayıştı,
şimdi ise bir gerçekleşmeye, bir eyleme dönüşüyor.
Psikolojide bu geçiş, öz-farkındalıktan öz-düzenlemeye geçiş olarak tanımlanır.
Yani kişi artık kendine dışarıdan bakabilmenin ötesine geçerek;
duygularını, düşüncelerini, davranışlarını bilinçli biçimde yönetmeye başlar.
Bu noktada içsel yolculuk başlamış demektir.
Artık yaşam yalnızca dış koşulların yönettiği bir akış değil;
bilinçli bir seyir hâli kazanır.
Ve bu seyir hâli…
Ne düz bir çizgi, ne de sonu baştan belli bir yol.
Bu yolculukta bazen duraksarız, bazen yön değiştiririz, bazen olduğumuz yerde bekleriz.
Ama artık biliyoruz ki:
Duraksamak, vazgeçmek değildir.
Ve hiçbir durak, sonsuza kadar kalacağımız, saklanacağımız bir yer değildir.
Her durak, bize bir şey söyler.
Bazen iç sesimizi duyurur, bazen yüzleşmeleri getirir.
Ama ne yaşanırsa yaşansın, yolculuk devam eder.
Çünkü bu yol, hep ileriye doğru akar.
Ve geriye dönüp bakmak, ancak geçmişten ders alındığında anlam kazanır.
Önemli olan, o durakta neyi fark ettiğimizdir.
Ne kadar kaldığımız değil, oradan neyle devam ettiğimizdir.
Hayatın tüm geçişleri gibi, duraksamalar da geçicidir.
Ve dönüşüm, çoğu zaman o geçiş anlarının içinden doğar.
Bu nedenle yolculuk sadece bir yön meselesi değil;
aynı zamanda bir olgunlaşma biçimidir.
Artık “nasılım?” sorusu “nasıl yaşamalıyım?”a,
“neyim?” sorusu “neyi dönüştürmeliyim?”e evrilir.
Ve insan, doğumla ölüm arasındaki o ince ama derin çizgide yaşam denen süreci kendi seçimleriyle şekillendirir.
Ama burada önemli bir ayrım vardır:
Hayatta müdahale edebileceğimiz alanlar vardır; düşüncelerimiz, duygularımız, seçimlerimiz…
Ve bir de müdahale edemeyeceğimiz alanlar: zaman, hava, başkalarının kararları, mevsimler, yaşamın kendi döngüleri...
Bu ayrım “kontrol edilebilir alanlar” ve “kontrol edilemeyen gerçeklikler” olarak tanımlanır psikolojide.
Kişisel farkındalığı gelişmiş bir birey, yaşamın bu iki boyutunu ayırt etmeyi öğrenir.
Yani dış koşulları değil, o koşullara verdiği içsel tepkileri dönüştürür.
İnsan, evrenle sürekli bir etkileşim hâlindedir.
Ve bu etkileşimin bilgeliği, kontrol etmediği şeyi anlamaya, yönettiği şeyi bilinçle seçmeye dayanır.
İşte bu nedenle yolculuk, sadece ilerlemek değil;
aynı zamanda ne zaman duracağını, neyi kabulleneceğini, neyi dönüştüreceğini bilmekle ilgilidir.
İnsanın en büyük gücü, başına gelenleri değil, onlara verdiği anlamı seçebilmesindedir.”
— Viktor E. Frankl
Haftaya, bu yolculukta karşılaştığımız içsel dirençleri, kararsızlıkları ve yön kayıplarını ele alacağız.
“Değişmek istiyorum ama neden yapamıyorum?” sorusunun arkasındaki iç çatışmaları birlikte açacağız. Çünkü bazen durduğumuz yer, yanlış bir yön değil; henüz anlamını çözemediğimiz bir yaşam duraklamasıdır.
O an, yönümüzü kaybettiğimiz değil; yaşamın bizi içsel bir sorgulamaya çağırdığı andır.
Yaşamla arandaki ilişkiyi seçmek
İletişim Uzmanı Aslı Ekici
Yorumlar
Trend Haberler
Aydın Denizli karayolu trafiğe kapatıldı
CHP Aydın Milletvekili Tezcan'dan istifa kararı!
İzmir merkezli skandalın Aydın ayağı ortaya çıktı!
Aydın’da alarm! O ilçeler için kuvvetli yağış uyarısı
Söke’deki vahşette kahreden detay!
KADES çağrısına müdahale için gitmişti: Aydın’a şehit ateşi düştü!
Reklam