Söke Belediye Başkan Yardımcısı Yağız Pullukçu, geçen hafta sonu bir düğünde coştu, tabancayla havaya ateş açtı.
Normalde bu hareketi yapana “maganda” deniliyor.
TDK Sözlük’te “giyimi kuşamı yerinde olmakla birlikte yontulmamış, görgüsüz, kaba saba kimse” için kullanılan bu sözcüğün Pullukçu için kullanılıp kullanılmayacağını bilemeyiz. Sadece hareketinin “magandalık” olarak nitelendirildiğine dikkat çekiyoruz.
“Konu kapandı, niye üzerine gidiliyor?” denilebilir. Tasvip edilmeyen olumsuz davranışların halk arasında yayılması, bu tür davranışların normalleşmesiyle artar.
Pullukçu, sıradan bir insan değil.
Gözaltına alındı, “silah benim değil, muhtarın” dedi. Adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Söke Belediye Başkanı Mustafa İberya Akıran da sıradan biri değil… Başkan Arıkan, Manisa Cumhuriyet Savcısıydı. İstifa edip CHP’den aday oldu ve Söke Belediye Başkanı seçildi.
Yardımcısı için vereceği karar, sadece makamının gerektirdiği tercihtir.
Şimdi bunu niye gündeme getirdik?
Siyasi bağlamda ele alırsanız, “kol kırılır yen içinde kalır” diyerek geçiştirebilirsiniz. Ancak bu kol bir kitle partisine mensup kişiye ait. Hem de vatandaştan yetki almış, sorumluluk üstlenmemiş bir kişinin bu hareketinin “hiç yapılmamış” gibi karşılanmasının tuhaf bulduğumuz için gündeme getirdik.

SİZİ TANRI MI SEÇTİ?

ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabında, Kongre’de ve çeşitli siyasi toplantılarda, “Beni Tanrı görevlendirdi” diyor. Trump’ın buna gerçekten inanıp inanmadığını bilemeyiz ama siyasi propaganda aracı olarak kullandığı açık.
Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya sormuşlar. İlber Hoca “Tanrı” diyor, “gönderecek Trump’ı mı buldu?”
Öyle ya bilimden, üniversitelerden, felsefeden, estetikten bu kadar uzak birini Tanrı niye seçsin ki...
Gırgır geçiyor da olabilir.
Bizdeki seçilmişlerin kibir dünyasındaki tuhaflıklara baktığımızda, “beni Tanrı gönderdi” diyemiyor ama Tanrı tarafından seçilmiş gibi davranması sinir bozucu…
Türk fikir insanı, yazar ve akademisyen merhum Nurettin Topçu’nun seçilmişlerle ilgili tespiti ve idealize ettiği fikirlerine göz atınca; yetki ve sorumluluğun sınırlarına yaklaşamadığımızı bir kez daha görüyoruz. Yetkinin sınırı ne kadar genişse sorumluluğun yükünün de o oranda fazla olduğuna işaret ediyor Topçu…
Tam yeri gelmişken, Topçu’nun sözlerini aktaralım: “Devletin mesuliyet idaresini kullananlar mağrur değil, fedakâr olmalıdırlar. O makamların ancak ahlâkî şöhreti olabilir. O makam, şöhret makamı değil, mesuliyet makamıdır.”
Nereden nereye geldik…
Seçilmiş olmanın şöhretini, seçenlerin üzerinde gösterişe dönüştürmek az gelişmişliğin kıyısından kopmamakta direnmekten başka nedir?
“Magandalık” sözcüğüyle açıklanan bir davranış, “medeniyet” denilen erdemli bir davranışa dönüştürülebilir.
Makamın gücünü, demokrasinin erdem saydığı saygın bir alana taşınabilir.
İstifa etmek de erdemdir.
Emin olun sizi Tanrı seçmedi!