Yangınları yazmaktan ben de sıkıldım. Yangınları kıvılcımken söndürmeden, ormanlara ateş düşmeden önlem alınmadıkça ülke için en büyük tehditlerinin başında yer almaya devam edecek.
Bugün yangın yoksa; hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz. İşte bizim sorunumuz bu!
Acı olaylar yaşanırken feryat ediyoruz, geçince unutuyoruz. Tedbir almak genlerimizde yok.
Atalarımıza “balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir” sözünü söylettiren tam olarak budur. Tedbir almayı ihmal edip sonuçlarına ağıt yakıyoruz.
Yangınların ateşini görmeyenlere söyleyelim: Turizm sektörü rezervasyon iptalleriyle karşı karşıya… Destinasyonlarına doğayı dâhil eden turistik işletmeler avantajlarını kaybetti. Büyük döviz kayıpları olacak.
Kaybedilen ormanlık alanların yeniden ihdası ve ihyası (ortaya çıkarıp canlandırmak) yıllar alacak. Belki de pek çok insanın ve içinde yaşayan canlıların bir daha göremeyeceği çöl görüntüsünde kalacak.

KOYUN GİBİ BAKACAK MIYIZ?

Ben de dâhil yangınlara sözlerle mukabele ederek ağıt yakar gibi konuşup yazıyoruz. Bu konudaki son yazı olmasını diliyorum. Yanıp kül olan orman içi yerleşim alanlarındaki hayat nasıl tanzim edilecek? Tarım arazilerinde yitirilen ürünler, hatıraları ve hayalleriyle birlikte yanan evlerin sahiplerinin durumu ne olacak?
Yangınlar köyleri, mahalleleri sardığında kıyamet tasvirlerindeki gibi kıymetli eşyasını yanına alıp kaçan insanlar travmalarını nasıl atlatacak?
Bir motosiklete binen iki kişinin arasına aldığı koyunu kurtarma fotoğrafını hafıza arşivimize kaydettik. Tekrar baktığımızda balığın ağa düştüğü anda aklının başına gelmesi gibi davranma akılsızlığına düşmemek için hemen şimdi almamız gereken önlemler var.
Fotoğraftaki koyunun şaşkın bakışlarıyla felaketleri izlemeye devam mı edeceğiz yoksa uyanıp motosikletteki insanların bilinciyle önlemini mi alacağız? Bir daha bu felaketi yaşamamak için karar alanları zorlayacağız.

ŞİMDİ SİYASETÇİNİN GÖREVİ

Siyasetçinin gerçek hayattaki görevi, devletin olanaklarıyla halkın güvenliğini, esenliğini sağlamaktır. Kararlara dâhil edilmeyen vatandaşın da bunu bekleme hakkı vardır. Pekiyi bütün bu yangınlar neden çıkıyor ve neden başlangıçta söndürülemiyor?
Bir cevabı var; zamanında önlem almadığımız için… Bu önlemler alınırken kararlara bilim insanlarının görüşlerini katmadığımız için. Siyasetin kibirli dünyasından bilimin uzak tutulması yüzünden.
Araştırmaya dayanan bilime, siyasetin olanaklarıyla destek verilip insanlık yararına üretilen sonuçlar uygulanmadıkça başımız çok ağrır.
Bulunduğumuz coğrafyada yangınların tam bu aylarda çıkacağı bilimin tekrar kanıta ihtiyaç duymayacağı gerçektir. Siyasetin bu gerçeğe tenezzül edip bilimsel destek alması bahsettiğimiz toplumun esenliğine yatırımdır. Ülke topraklarının, ormanların, ağaçların korunması ve geleceğinin emniyet altına alınması için bilimin ve bilginin gücüne yaslanmalıyız.
Bir felaket yaşanmadan önlem konuşulmuyor. Felaketle yüzleşince konuşulan önlemler siyasetin gündeminden düşünce hiç olmamış gibi hayat devam ediyor. Bilimin şaşmaz rotasına, bilim insanının objektif değerlendirmesine, bilginin gücüne dayanmayan hiçbir karar bizi felaketin içinden çekip çıkaramaz.
Bilim insanının değeri yoksa bari binlerce kez kanıtlanmış bilimin söylediklerine kulak verelim.
Balık gibi ağa düşmeden düşünelim. Sahi biz niye böyleyiz?