“Ahlâkî afallama” diyor çağın en etkili 100 global düşünürü arasında yer alan Jonathan Haidt, bu sahte diploma, ehliyet gibi en güvenilmesi gereken yerlerde tanık olduğumuz durumlara…
İnsan düşünce ve eylemlerin onay makamı olan bilim yuvası üniversitelere kadar giren “sahtekârlık” Türk toplum yapısında tam bir ahlâkî afallama hali ortaya çıkardı.
New York Üniversitesi’nden Haidt’in ahlâkî afallama kavramı yerine bizdeki karşılığı “murdar” olabilir. Dini jargonla ifade etmemin nedeni pek çok ahlâkî değer ölçüsü olarak inanç sistemini devreye sokuyoruz.
Rasyonel düşüncenin yer tutmadığı ahlâk değerlerinde kültürel normlar ve sezgiler etkili. Türkiye’de “Ahlâkî değer yargıların meşrulaştırılması esnasında kullanılan genel temalar” başlıklı bir çalışma var. İstanbul’da bir üniversitede yapılan araştırmaya göre bir eylemin ahlâkî değer ölçüsü “kutsal değerler”e göre konuluyor. Bireysel etik ve toplumsal düzen daha az etkili…
Yaşanan gerçeklere göre en çok tutunduğumuz, savunduğumuz “kutsal değerler” ahlâkî afallamaya neden oluyor.
Yani en çok savunduğumuz yerimizden vurulduk. En çok güvendiklerimize gücendik!
“ÜNİVERSİTELER GELECEĞİMİZ!” SLOGANI
Siyasete aktif olarak dâhil olmamak en tutarlı yanımdır. Dolayısıyla pratik düzenbazlıkları fark etmem, idrak etmem ve yorum yapmam. En iyi bildiğim şeyleri yazmak bana iyi gelir, okuyana da rehber olabilir.
Akademi dünyasında öğrenci ve hoca olarak 40 yılım geçti. Her türlü insan orada da var. Bilgiye sadakat ayrı, insani değerler ayrı…
Geçtiğimiz 26 Temmuz’da “üniversiteye saygı olmayan ülkede insan da değersizdir” başlıklı yazımda bu konuya girmek istemedim. Sahte diplomalı akademisyen duyumları alıyordum ama bu kadar ifşa olmamıştı. Zira üniversiteler benim için çok kıymetli. Öyle ki, “üniversiteler geleceğimiz” sloganını dillerine pelesenk edip, kendi geleceğini o makamlardan devşirme gayretinde olanları bilmeme rağmen bu kurumlar hakkında olumsuz düşünülmesine bile gönlüm razı olmaz.
Üniversiteleri inanç sistemiyle şekillendirmeye çalışmak, seküler düşünceyi hâkim kılma çabası kadar risk barındırır.
Şahsi inanç ve düşüncelerin dâhil edildiği bir ortamda bilim üretilemez. Hatta “bilim küfürdür”, “bilim insanları kâfirdir” diyen din bezirgânları hakkında en azından hakaret davası açılmadığı toplumlarda bilim ve bilim insanı tehdit altındadır.
Bireysel ve toplumsal esenliğimiz için can ve mal güvenliğimizin temeli olan “yeterliliği” tescil ve temsil eden ehliyet / diploma gibi belgelere sahtekârlık bulaşmışsa “ahlâkî afallama” tam anlamıyla tezahür etmiştir.
Yanlış olduğuna inandığın bir şeyi, niçin yanlış bulduğunu açıklayamıyorsan; aklın değil, duyguların ve sezgilerinle karar veriyorsundur. İşte bu tam olarak Ahlâkî afallamadır.
Liyakatsiz, yetersiz, hadsiz ve diplomasızların hâkim olduğu bir toplumdan ahlâklı, erdemli bir hayat çıkarmak oldukça zordur.