Türkiye ateş çemberinde. Yaşananlar sözle anlatılamaz.
Görünenler hayat kaynağı ormanlar kül olurken, yangının ortasından “story” paylaşanlar…
Varlığını onaylatma çabasına giren yozlaşmış bireylere gösterilen ilgi, bir kaplumbağayı ya da kirpiyi kurtaran orman işçisinin yüzündeki mutluluğu bile gölgede bırakıyor.
Sosyal medyada içerik üreterek varlığını onaylatma, bireysel görünme ihtiyacını doyurmaya çalışanların yangına duyarsızlığı da toplumsal yozlaşmanın bir kanıtı gibi…
Yangından bağımsız olarak felaket zamanlarında yaz tatilindeki neşeli, coşkulu hallerini paylaşmanın bile “ayıp” sayıldığı dönemlerden nerelere geldik…
Yanan ormanların yerine yenileri yetişecek elbette. Yemyeşil vadilerde kurulu hayatlarının geçtiği evleriyle birlikte hatıralarının izleri de silinen yaşlılar belki göremeyecek. Yine de umut var.
Asıl yanan bu toplumun değerleri… Empati yoksunluğu, vicdan yokluğu, dayanışma, ötekinin derdiyle dertlenme gibi bizi biz yapan değerlerin de kül olduğunu böylesi felaket anında görmek en büyük acımız!
AFETLERİN VİRÜSÜ BELİRSİZLİK
Yangına neden olanların bulunması için adli soruşturma savcılıklar tarafından yönetiliyor. Jandarma ve polis tarafından yangını çıkaranların bulunması için takip ediliyor, Orman Genel Müdürlüğü de teknik destek veriyor.
Ancak ne kadar yangın çıktığını ve ne kadar söndürüldüğüne dair istatistikleri bilmemize rağmen; kimin çıkardığına dair çok az. Binlerce yangın çıkıyor ama bulunan bir kişi bile yüreğimize su serpiyor.
Ege Orman Vakfı Müdürü merhum Metin Gençol, “Türkiye’de yangın polisi / jandarması gibi özel bir birim kurulmadan bu yangınları çıkaran gerçek suçlulara ulaşmak zor” diye hep öneride bulunurdu. Israrla savunurum bu görüşü…
Ancak afetlerin belirsizliği toplum düzenine de sirayet ediyor ve kaos böyle zamanlarda daha fazla büyüyor.
Değerli dostum Psikolog Doç. Dr. Mehmet Şakiroğlu’nun tespiti de tam yerine oturuyor: “Afetlerin virüsü belirsizliktir!” Söze Şakiroğlu’na bırakıyorum:
“Afetlerde ilk yapılması gereken belirsizliğin ortadan kaldırılmasıdır. Türkiye’de yangınlardan ötürü herkesin birbirini suçladığı bir dönemden geçiyoruz. Kimine göre kendine PKK ateşin çocukları, kimine göre İsrail, kimine göre madenciler, kimine göre turistik yerlerde kendilerine yer açmak isteyen müteahhitler…
Afetlerde belirsizlikler ortadan kaldırılmazsa; sabotaj gibi görünen yangınların bile neden çıktığı tam olarak ortaya koyulmazsa bu belirsizlik insanların zihnindeki düşmanları suçlu olarak algılanmasına neden oluyor. İnsanlar kendinden emin biçimde ve banazca bu yapıları suçluyor. Suçlunun kim olduğu bilinmezse ne yazık ki bu devam edecek. Afetlerle ilk yapılması gereken belirsizliğin ortadan kaldırılmasıdır.”
Her sözüne katılıyor ve tekrar ediyorum:
Yangınların sebebi tam ortaya çıkmadan yüreğimizdeki alevler sönmeyecek!