Kuşadası’nda bir kişinin öldüresiye dövüldüğü bir görüntü izledim. Onlarca insan da izliyor. Hedef’te ayrıntısını görebilirsiniz.
Bir başka görüntü İstanbul Kadıköy’den… İlkokul 3. sınıf öğrencisi Fatih Karakaş, kendinden 10 kat büyük kâğıt toplama arabasıyla mücadele ediyor. Fatih’in sözleri yürek yakıyor: “Geceleri karanlıkta korkuyorum, çok zor işim. En sevdiğim yemek hamburger…”
Görüntüler, başarılı gazeteci, belgesel yönetmeni Kenan Yeşilyurt’tan…
Aynı zamanda bu görüntüler Yeşilyurt’a Zoom Uluslararası Haber Görüntüleri Yarışmasında renkli vizör kategorisinde 2.’lik kazandırmış.
Çöp toplayan güzel çocuğun iyi kalpli insanların vicdanında yer tutmasına çok sevindim.
Pilotlar Vakfı Kadın Kolları Derneği tüm eğitim masraflarını üstlendi. “Küçük bir tesadüf büyük bir hayale dönüştü” diyen Kenan Yeşilyurt’u içtenlikle kutluyorum.
Bazı insan ve olayların yanından geçip gideriz de “vicdan vizörü”nden bakmayınca sadece bir görüntüden ibaret kalır.
Şimdi bu iki olayın ilkine bakınca kötü bir ortamda insanın merhamet duygusunun nasıl yok olduğunu, vicdanın tatile çıktığını ve geriye “insan” tanımına sığabilecek bir şey kalmadığını görebiliriz.
Kuşadası’ndaki olayların görülme sıklığının arttığına tanık oluyoruz. Toplu cinnet gibi. İnsanlar eskiden de kavga ederdi. Ancak son dönemlerde kavgaların topluca ve acımasızca olması, karşısındakinin de can taşıdığını düşünmeden saldırganlaşması kaygı verici…
KÖTÜ ORTAMIN İBLİS ETKİSİ
İnsanın en temel soru ve sorunlarından biri, “insanın bizzat kendisi mi kötüdür, içinde bulunduğu koşullar ve ortam mı onu kötü yapar?”
New York Üniversitesi’nden Türk bilim insanı Prof. Selçuk Şirin, “İnsan” kitabında ayrıntılı anlatmış.
Psikolojik deney alanında dünyanın en iyi bilim insanlarından Philip Zimbardo, İkinci Dünya Savaşı’nda sıradan insanların nasıl şeytanlaştığını anlamak için bir deney tasarlar. Adına da “Şeytan Etkisi” (Lucifer effect) der.
Ders verdiği bölümün bodrum katında hapishane ortamı oluşturur. Öğrencilere de rastgele gardiyan ve mahkûm rollerini dağıtır. İnsanların atandıkları yeni rollere ne ölçüde uyumlu davranacağını ölçer. Deney kısa zamanda durdurulur. Çünkü katılımcılar rollerine fazlasıyla uyum sağlar. Gardiyan atanan katılımcılar giderek otoriter ve zalim davranışlar sergiler. Mahkûm olarak atananlar ise giderek çaresizlik ve stresin içine düşer.
Ortam kötüyse en vicdanlı insan bile zâlimleşebilir. Zimbardo’nun Stanford Deneyi, gücün insanı nasıl zehirlediğini tüm dünyaya gösterdi.
İnsanın özünde iyilik ve kötülük aramak yerine insanı şeytanlaştıran iyi ve kötü ortamların, koşulların varlığını da görmek daha sağlıklı bir yaklaşımdır.
İnsanı anlamak istiyorsak, bir taraftan onu başkasına şiddet uygulamaya iten koşullara bakmak gerekir. Diğer yandan da –azınlıkta da olsa- koşulları dönüştürmek için direnen insanların varlığını hatırlamalıyız.