Yıl sonu gösterilerini hepimiz biliriz. Sahne ışıkları yanar, müzik başlar, çocuklarımız karşımızda dans ederken içimiz kıpır kıpır olur. “Ah benim çocuğum neler yapabiliyor!” der, gururlanırız.
Peki bu sahnenin arka planında neler yaşanıyor hiç düşündük mü?
Bir gösteri için çocukların aylar öncesinden prova yaptığını biliyor musunuz? Derslerin ertelendiğini, eğitimin geri plana atıldığını, çocukların yetişkinlerin hazırladığı koreografileri kusursuz yapabilmek için defalarca deneme yaptığını?
Peki ya yapamayanlar?
Ağlayan, sıkılan, bıkan, “Ben çıkmak istemiyorum” diyen minikler… Onlara uygulanan baskı, hatta zaman zaman mobbing niteliğinde müdahaleler… Bunları ne kadar görüyoruz?
Veliler olarak gözümüz sahnede, kuliste olanı çoğu zaman bilmiyoruz. Kıyafetleri özenle alıyoruz, günler öncesinden hazırlanıyoruz, kuaför randevuları ayarlanıyor.
Ama bir soru soruyor muyuz:
“Benim çocuğum bunu istiyor mu?”
23 Nisan’ın anlamı neydi?
23 Nisan, “çocukların bayramı” değil miydi?
O halde neden bu bayramda çocuklara eziyet ediyoruz?

Saatlerce süren prova…
Sıkı sıkı takılan tokalar…
3–5 yaşındaki çocuğa yapılan makyaj…
Zorla giydirilen kostümler…
Ve en önemlisi: Sahneye çıkmak istemeyen çocuğun zorlanması.

Bu mu gerçekten bayram?
Oysa 23 Nisan; şişme balonlarla, palyaçolarla, oyunlarla, yarışmalarla kutlanmalı. Çocuğun en doğal hakkı: oynamak, eğlenmek, özgür hissetmek.
Gösteri şart mı? Hayır.
Hele ki ana sınıfında hiç değil.
Ana sınıflarında yıl sonu gösterisi olmamalı
Yaş çok önemli.
3–5 yaş arası çocuklar için sahne kaygısı, kalabalık korkusu, ayrılık stresi çok daha yoğun yaşanır. Bazı okullar bunu bilmesine rağmen yıl sonu gösterilerini övünerek anlatıyor:
“Harika koreografiler hazırlıyoruz, çocuklar şahane şeyler yapıyor!”
İşte tam bu noktada velilere bir uyarı:
Eğer bir okul size sürekli gösteri programlarından bahsediyorsa, hemen uzaklaşın.
Çünkü gösteri demek; çocuk için çoğu zaman stres, kaygı, baskı demektir.

Bunu bir tecrübeyle söylüyorum:
Bir gösteride, üç yaşındaki bir çocuk sahneye çıkmamak için kendini parçaladı. Ağladı, bağırdı, kusacak kadar stres yaşadı. Ama yine de sahneye çıkarıldı.
Sahneye çıktı evet…
Ama gözyaşları içinde.

Peki biz buna neden gerek duyuyoruz?
Bu çocuklara ne kazandırıyoruz?
Onları travmaya açık hale getirmeye gerçekten değer mi?

Artık değişme zamanı

Lütfen artık şunu sorgulayalım:
Bu gösteriler kimin ihtiyacı? Çocuğun mu, yetişkinlerin mi?

Çocukların ne istediğini, neye hazır olduğunu, neyi kaldıramayacağını anlamaya çalışalım. Eğitim, çocuğun ritmine göre şekillenmeli; sahneye göre değil.

Çocuklar için gerçekten değerli bir eğitim sistemi istiyorsak, bunu birlikte değiştirebiliriz.
Ve değişim, çocukların ne hissettiğini fark etmekle başlar.