Anasınıflarında artık renk öğretimi bambaşka bir boyuta taşınmış durumda. Diyelim ki kırmızı rengi öğretecekler; çocuğun kaşığından yemeğine, masa örtüsünden tokasına kadar her şey kırmızı oluyor. Öğretmen kırmızı, pano kırmızı, hatta öğretmenin ruju bile kırmızı.
Kimse de çıkıp “Arkadaşlar, bu çocuk birazdan kusacak galiba!” demiyor.

Üstelik öğretmenlerimiz, bu “renk günlerini” öyle içselleştirmiş ki, kimi zaman makyajına kadar aynı tonda giyiniyor. Oysa asıl tartışmamız gereken konu şu: Bütün bu tantananın eğitimdeki yeri ne? Gerçekten çocuklara bir şey öğretiyor muyuz, yoksa görsel bir gösteri mi sergiliyoruz?

Kabul edelim, öğretmenler çoğu zaman “emir kulu” gibi görülüyor. Kurum ne isterse, o uygulanıyor. Peki ya veliler? Onlar bu sürecin neresinde? Hiçbiri çıkıp sormuyor: “Bu etkinliğin çocukların gelişimine katkısı nedir?”
Veliler çoğu zaman gücünün farkında değil. Oysa bir “neden” sorsalar, belki sistem biraz değişir.

Bir de öğretmenlerimizin durumu var tabii.
Siz hiç saçı başı dağılmış, üstü başı boya içinde, makyajsız bir anasınıfı öğretmeni gördünüz mü? Ben görmedim. Çünkü onlardan beklenen, sanki bir sınıf değil de bir vitrin hazırlıyorlarmış gibi görünmek.
Oysa anasınıfı dediğimiz yer, küçük bir dünya. Öğretmen o dünyanın içinde sanatçıdır, müzikçidir, matematikçidir, şarkıcıdır… Gün sonunda da konuşacak hâli kalmaz.

Ama bugün gidin herhangi bir anaokuluna, veli olmanıza gerek yok.
Kapıdan girip “Merhaba, bir şey sorabilir miyim?” deyin. Öğretmenlerin haline, yüzlerine bakın. Çoğu yorgun ama gülümsemek zorunda. Çünkü kurum sahipleri, onlara “bakımlı görünmek” gerektiğini söylemiş.
Süs bebeği gibi giyinip panolarla, etkinliklerle “imaj yaratmak” gerektiğini ima etmişler.
Ve maalesef bu durum, öğretmenleri birer yarış atına dönüştürüyor.

Yıl sonu gösterilerinde çocukların yarıştırıldığı gibi…
Şimdi bir durup düşünelim:
Biz gerçekten eğitim mi veriyoruz, yoksa sadece sahne mi kuruyoruz?