Ana sınıflarında bir pano furyasıdır almış başını gidiyor. Yıl içinde Anneler Günü, Babalar Günü, Kızılay Haftası, Kadınlar Günü, Orman Haftası ya da Deprem Haftası derken liste uzadıkça uzuyor. Her etkinlikte yeni bir pano, yeni bir süsleme ve elbette yeni bir “Instagram pozu” eksik olmuyor desek yeridir.

Çocuklar, öğretmenin özenle hazırladığı panonun önüne diziliyor, pozlar veriliyor, fotoğraflar çekiliyor. Sonra bu fotoğraflar ailelerle paylaşılıyor. Veliler de “Ne güzel çıkmış!” diyerek gururla sosyal medyada paylaşıyor.

Ama kimse o fotoğrafın arka planında neler yaşandığını bilmiyor ya da ciddi anlamda bilmek istemiyor.

Birçoğumuzun hoşuna gidiyor belki ancak o güzel fotoğrafların arkasında öğretmenlerin ve çocukların yitip giden zamanı var. Çünkü her pano, adeta öğretmenin sırtına yüklenen bir “görev” haline geliyor. Öğretmen, günler öncesinden internetten örnekler arıyor, çıktı alıyor, kesiyor, yapıştırıyor, süslüyor. Bütün bir hafta boyunca o panoyla meşgul oluyor.

Peki ya çocuklar? Onlarla geçirilen kaliteli zaman nereye gidiyor?

Pano günü geldiğinde durum daha da vahim. Öğretmen sabahın erken saatlerinde süslemelere devam ederken, çocuklar ya minderlere oturtuluyor ya da ellerine oyuncak verilerek “susmaları” isteniyor. Çünkü pano bitmeli, fotoğraf düzgün çıkmalı! Her çocuğun onlarca fotoğrafı çekiliyor, en güzel poz seçilip velilere gönderiliyor.

Velilerden gelen yanıt ise hep aynı;
“Ellerinize sağlık öğretmenim, ne kadar güzel olmuş”

Ama sormak gerek; Gerçekten bu mu anaokulundan beklentimiz?

Ayda en az iki, bazen üç kez “belirli gün ve hafta” etkinliği yapılıyor. Panolar renkli, paylaşımlar beğeni topluyor ama çocukların nitelikli zamanı azalıyor. Oysa okul dediğimiz yer, fotoğraf stüdyosu değil; öğrenmenin, denemenin ve oyunla büyümenin mekanı olmalıdır.

Belki de artık sormalıyız;
Çocuğumuzun güzel çıktığı bir fotoğraf mı daha değerli, yoksa güzel yaşadığı bir gün mü?