Bildiğiniz üzere kaldırımlar, yayaların sokak ve caddelerde herhangi bir araç trafiğinden uzak, rahat ve güvenli bir şekilde hareket edebilmeleri için ayrılmış ortak yaşam ve kamusal alanlardır ve bu alanların tüm herkes tarafından eşit ve engelsiz bir şekilde kullanılabilmesi toplumsal huzurun ve yaya güvenliğinin bir gereğidir.
Fakat ne hikmettir ki vatandaşların rahat ve güvenli bir şekilde yürüyebilmesi için ayrılmış kaldırımlar ne yazık ki gerek motosikletlerle, gerek araçlarla, gerekse de esnafın sandalye ve masa koyması ve ayrıca seyyar satıcıların özellikle yoğun işgaliyesi sebebi ile amacına uygun şekilde kullanılamamakta ve bu durum da vatandaşların kaldırımlardaki geçiş hakkının kısıtlanmasına sebep vermekle birlikte güvenli ve huzurlu bir şekilde kaldırımların yayalar tarafından kullanılmasına engel teşkil etmektedir.
Tabi ülkemiz özelinde konuşacak olursak özellikle yayaların yolda yürüdüğü, araçların kaldırımları işgal ettiği, motosikletlerin ise yaya şeritlerinde ve kaldırımlarda kullanıldığı bir ülkede başka bir sosyal düzen ihlalinden bahsetmek biraz trajik komik bir durum olsa gerek. Fakat duyarlı kimseler olarak bu tür konuları tekrar tekrar gündeme getirmek ve dönemsel süreçler dahi olsa ara ara ilgili kurumlar ve kişiler tarafından yapılacak denetimlerle en azından sorunların çözüm bulması noktasında düşüncelerimizi paylaşmak sadece bizim değil bizim gibi her bireyin en asli vatandaşlık görevlerinden biri olması gerekir. Aksi durumda 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 38. Maddesine ne gerek vardır, değil mi?
Peki ne diyor kanun? Kaldırım işgali; yayaların güvenli geçiş hakkını engelleyen ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 38. maddesine göre idari para cezası uygulanan, toplumsal düzeni ve kamu ortak kullanımını doğrudan zedeleyen bir ihlaldir. Peki, idari para cezası uygulayacak ilgili kurum kimdir? Elbette ilgili Belediyenin zabıta görevlileridir. Ayrıca idari para cezası dışında zabıta ekipleri, resmi izin (işgaliye) olmaksızın kaldırımlara konulan her türlü dükkân malzemesi, reklam panosu, masa, sandalye ve tezgâhı kaldırma yetkisine de sahiptir.
Sorun ortada gelelim asıl soruya; peki hal böyle iken neden bu ve benzeri ihlallere birileri göz yumar. Belediyeler açısından değerlendirecek olursak elbette ilk olarak akıllara gelen sebep siyasi baskı ya da oy kaygısı kaldırım işgallerine belediyelerin göz yummasına sebep gösterilebilir. Özellikle seçim zamanları tüm ilgili kurumları zan altında bırakmak elbette yanlış olur ama özellikle yaya kalabalığının yoğun olduğu bölgelerde esnaf ve işletme sahiplerinin tepkisini çekmemek için cezai işlem uygulamaktan kaçan çok merci var.
Bir diğer unsur ise ki ülkemizin en acı kurumsal çürümüşlük unsurlarından biri olan denetimsizlik kültürü. Bu kültürü ülkemiz özelinde konuşacak olursak hemen hemen her alanda görebiliriz bu sebeple kaldırım işgalleri hususunda da denetimsizlik kültürü sebebi ile geçici uyarılarla geçiştirilen ihlaller zamanla kalıcı bir alışkanlığa dönüşür ve bu acı durum herkes tarafından kabul edilebilir bir ihlal olarak gündelik yaşantımızda yerini alır.
Bir sonraki unsur ise elbette ilgili kurumların kalifiye personel yetersizliği unsurudur. Bazen saha denetimi yapacak personel sayısı, kentin büyüklüğüne ve işletme yoğunluğuna yetmez ve bu sebepte denetimlerin sıklıkla ve caydırıcı özellikle yapılabilmesinin önüne engel olur. Hasbelkader siyasetle ilgili bir kardeşiniz olarak ara ara göz gezdirdiğim Sayıştay raporlarına baktığımda personel yetersizliği açığı bazen mevzuata aykırı personel görevlendirmeleriyle kapatılmaya çalışılsa da kalıcı aksamalara neden olabilir bu da denetimlerin usulüne uygun zamanlamalarla yapılamamasına sebebiyet verir.
Tabi vaat ve hizmet karnesi düşük yerel idarecilerden vatandaşların sorunlarına ivedi çözüm üretmelerini beklemek biraz hayalperestlik olur fakat vatandaşların da ara ara sorun ve sıkıntılarını dile getirme noktasında biraz ellerini taşın altına koymaları gerekir. Aksi takdirde sorunlar, onları dile getirmesi gerekenlerin suskunlukları ve bana dokunmaya yılan bin yıl yaşasın mantalitesi ile büyür ve günün sonunda maruz kalacağımız tek şey kargaşa ve karmaşa dolu bir yaşam alanı ve o alanı birlikte paylaşmak zorunda kalacağımız sorunlu bir kitle olacaktır.
Dileriz sorunlar vatandaşlarımız tarafından dile getirilir onların oyları ile çeşitli makamlara gelenler de vatandaşlarının sorunlarına ivedi çözümler üretecek heyecanı, gücü ve iradeyi kendinde bulurlar. Gerçekleşmesi zor bir talep fakat talepler niyetlere göredir. Bizim de niyetimiz daha sağlıklı, daha düzenli, daha huzurlu bir şehirde hep birlikte yaşamak ve bu huzuru, düzeni ve sağlıklı ortamı hep birlikte paylaşmaktır. Dileriz derdimiz şehrimizi yönetenlerin de ortak derdi olur ve bu şehirde yaşayanlar olarak ortak sorunlarımız ivedi çözümler bulur. Bu duygu ve düşüncelerimle herkesi sevgi, saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum.