Cumhurbaşkanlığı’nın 2026 yılı programında önemli ve iddialı bir bölüm var. Enflasyonun 2026 yılında yüzde 16’ya düşeceği hedeflenmiş.
Kâğıt üstünde kulağa çok hoş geliyor lakin ne yalan söyleyeyim pek inanasım da gelmiyor. İnandırıcılığını yitirmesi için biraz sahaya inmek, mutfaklara, market raflarına, kiralara, faturalara odaklanmak yeterli olacaktır aslında. O zaman bu hedefin neden “kağıt üstünde güzel” kaldığını daha net görüyoruz.
Gerçeklerle yüzleşmemiz, gerçekçi olmamız gerekiyor. 2025’in bitimine birkaç ay kaldı. Türkiye’de resmi verilere baktığımızda yıllık enflasyon hâlâ %33 civarında seyrediyor. Bu rakamı resmi olmayan kaynaklarla çok daha fazla yükseltmek mümkün. Bizlerin hayatını doğrudan etkileyen bazı kalemlerde; özellikle gıda, kira, hizmet ve benzeri kalemlerde bu oran çok daha yukarıda.
Kira artışında %25 sınırı kalktığında, yeni sözleşmelerin %300’lere varan oranlarla güncellendiğini görüyoruz. Hizmet enflasyonu hâlâ çift hanelerin en üst sınırlarında seyrediyor. Döviz kuru, maliyetler, enerji fiyatları deseniz; hiçbiri “yüzde16’lık bir manzaraya” göz kırpmıyor.
Bu tabloya rağmen 2026 sonunda “enflasyon yüzde16 olacak” demek, en iyimser tabirle aşırı iyimserlik. Daha dürüst bir tanımla ise konuşma metinlerine yazılmış bir temenni niteliğinde kalıyor.
Neden inandırıcı değil?
Çünkü enflasyonu düşürmek sadece “faizi artırmak” veya “program açıklamak”la olmuyor.
Beklentiler hâlâ yüksek. Halk da, piyasa da “fiyatlar artmaya devam edecek” algısıyla yaşıyor. Bu algı enflasyonu tetikliyor.
Gelir politikası hâlâ beklenen düzenlemeler yapılmıyor. Ücret artışları işveren için çok yüksek, çalışan için son derece düşük. Ücret artışından ziyade satın alma gücüne odaklanılmalı.
Mali disiplin kağıt üstünde var ama kamusal harcamalar hız kesmeden artmaya, kamusal alanlarda lüks ve şatafat boy göstermeye devam ediyor.
Zincir marketler ve benzeri ekonomide etken rol oynayan oluşumlar devletin müdahalelerine rağmen sazı ellerinden bırakmıyorlar.
Bu koşullarda resmi rakamlarla yüzde 33 olarak Kabul ettiğimiz bir oranı yüzde 16’ya düşürmek, ancak ya bir mucizeyle, ya da yeni bir hesaplama metoduyla mümkün kılınabilir.
Kendimize dürüst olalım. Türkiye’de enflasyon sadece sayısal bir gösterge değil, bir güven göstergesi. Açıklanan rakamlarla yaşantımızdaki gerçekler örtüşmemeye devam ediyor. Bir taraftan ENAG, diğer taraftan TÜİK birbirinden çok farklı rakamlar açıklamaya devam ederken vatandaş “hangi rakama inanayım?” diye sormadan edemiyor.
2024’te hedef yüzde 33 olduğu halde, gerçekleşme daha yüksek oldu. 2025’te düşüş beklendi, gerçekleşme gene tahminin üstünde seyrediyor.
Şimdi 2026 için %16 diyoruz. Evet, güzel bir hedef. Ama sadece hedef. Gerçek, vatandaşa o kadar iyimser değil ve çok da nazik davranmıyor.

Son olarak; kâğıt her şeyi kaldırır. Masa başında rakamlar kolay düşer, Bu rakamlar tabeladaki fiyatlara yansımadıkça pek bir hükmü bulunmaz.
Eğer gerçekten yüzde 16 enflasyon istiyorsak, önce inandırıcılığı geri kazanmamız lazım.
Çünkü ekonomide güven tesis edilmeden enflasyon düşmez.