ABD merkezli bir dış politika dergisi "The American Conservative" (TAC) dergisinin Eylül-Ekim 2025 sayısında, "Türkiye'nin Uzun Vadeli Oyunu" başlıklı bir makale yayımlandı. Yayımlanan makalede, "Türkiye'nin bölgesel gücünün neredeyse bir asırdır görülmemiş bir zirveye ulaştığı" değerlendirmesine yer verildi ayrıca Türkiye'nin NATO'nun "en büyük iki silahlı gücünden biri" olduğu da makalede vurgulananlar arasında.

Makalede, Ankara'nın dış politikada ve savunma sistemlerinin üretimi alanında son dönemde yakaladığı başarılara, Türk insansız hava araçlarının (İHA) desteğinin "Ukrayna'nın, Kiev'e doğru ilerleyen Rus gücünü dengelemesine" yardımcı olduğu ve bu durumun "Avrupa çevrelerinde büyük bir itibar artışı" sağladığı da belirtildi.

"Ankara'nın desteği, Suriye'deki dengeleri bozguna uğrattı ve Suriye'de Baasçılığın çöküşüne neden oldu." değerlendirmelerinde bulunulan makale de Türkiye'nin, Azerbaycan'a vermiş olduğu aktif destekle "Ermenistan'ın hezimetine ve çok kutupluluğun hüküm sürdüğü yeni çağdaki bir savaşta ilk toprak fethine yol açtı." yorumu yapıldı.

Makalede ayrıca, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın, İsrail ile İran arasında 13-24 Haziran 2025 tarihlerinde yaşanan ve kamuoyunda "12 Gün Savaşı" olarak anılan çatışma dönemindeki bir konuşmasında söylediği "Barış istiyorsan, cenge her zaman hazır olmalısın." ifadesine de atıfta bulunuldu. Devamında "Türkiye'nin bölgesel gücü neredeyse bir asırdır görülmemiş bir zirveye ulaştı. Tarihte eski bir büyük gücün böyle bir forma geri dönmesi nadirdir." sözlerine yer verildi.

Evet gerek ülkemizin kuzeyinde Rusya’nın, Ukrayna savaşına saplanması, batı da ABD’nin küresel angajmanlarını azaltma isteği, doğu da İran’ın bölgesel ve iç politik zayıflığı ve güney de İsrail’in kuduzluğunun sonucu olarak çok cepheli krizlerle karşı karşıya kalması Türkiye için yeni jeopolitik fırsatları doğurmuştur.

Türkiye büyük ve köklü devlet aklı ile bölgesinde oynanan oyunlara, birçok stratejik hamlelerle cevap vermiştir. Özellikle 2020 senesindeki Karabağ zaferinde oynadığı rol ile doğu da ülkemiz ve kardeş ülkelerimiz adına dengeleri değiştirmiştir. Bunun yanı sıra Zengezur Koridoru gibi projelerle Türkiye’nin Orta Asya’ya kara bağlantısını güçlendirmesine ve trans-Hazar hattı üzerinden yeni ekonomik ve diplomatik açılımlar geliştirmesine de imkanlar tanımıştır. Ayrıca güneyde Suriye de etkisini, güney batıda ise Libya da varlığını güçlendirmiştir.

Balkanlara baktığımızda Balkanlarda barış, istikrar ve refahın güçlendirilmesine katkı sağlamak amacıyla Türkiye’nin öncülüğünde kurulan Balkan Barış Platformu ile Balkan devletleri ile diplomatik ilişkiler geliştirilerek bölgede komşularla sorunsuz, kazan kazan ilkesine dayalı stratejik iş birlikleri ve siyasi diyaloglar kurulmuştur. Kuzeyde Rusya ile Ukrayna arasında arabulucu görevlerde bulunarak sadece bölgesinde değil Dünya da barışa yön veren ülke konumuna evrilmiştir.

Tüm bu gelişmelerle birlikte ülkemiz Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bölgesinde belirleyici ve dünyada yön verici bir güç haline gelmiştir. Tabi Ortadoğu da güçlenen ve söz sahibi olan bir Türkiye’nin gelişimini elbette istemeyecekler olacaktır. Bu sebeple bölgesinde huzur, barış ve istikrar dışında hiçbir emeli olmayan, Orta Doğu’nun tamamında sadece iş birliği, istikrar ve güvenlik isteyen ülkemizin bunun yanında düşmanlarına ve onların gelecekte olası tehditlerine karşı da hazırlıklı olmak zorundadır. Bu sebeple Kara, deniz, hava ve uzay alanındaki kimilerine göre hayal olan ama gerçekleşmiş milli başarılar, Türkiye'nin savunma sanayisinde attığı adımların ve Milli Teknoloji Hamlesi’nin en somut göstergelerinden biri olan Çelik Kubbe ile taçlanmıştır. Dolayısı ile Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bir tarafta bölgesinde barışa hizmet ederken diğer taraftan da olası bir savaşa karşı da hazırlık içerisindedir.

Son olarak katil Netanyahu’nun, “Suriye'de kiminle mücadele ettiğimizi de biliyorum!” sözünde ki gizli öznenin Türkiye olduğunu ve Türkiye’den ne kadar korktuklarının da herkes farkındadır. Dolayısı ile bilinmelidir ki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye artık büyük güçlerin oyunlarında rol lütfedilen bir figüran değil, senaryosunu kendi yazdığı oyunları hayata geçiren bir aktör haline gelmiş, değişen güç dengeleri, yükselen aktörler ve çok kutuplu dünyada sahada ve masada en güçlü konumda bulunan ülkelerden biri haline gelmiştir. Diliyor ve umut ediyorum ki çok kutuplu dünyada Türkiye'miz yeni bir kutup başı olarak hak ettiği yeri en yakın zamanda alacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerimle sözlerime son verirken, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103. Yılı vesilesi ile bir kez daha Cumhuriyet'imizin kurucusu, Büyük Taarruz ’un Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını minnetle yad ediyor, tüm şehitlerimize ve gazilerimize Allah'tan rahmet niyaz ediyor, aziz milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı tekrardan tebrik ediyorum.

Selam, sevgi ve hürmetlerimle…