Bir öğretmen sabah evinden çıkar.
Belki aceleyle hazırlanır.
Belki çantasına ders notlarını koyar, öğrencilerine anlatacağı konuları düşünür.
Ve akşam eve döneceğini sanır.
Ama bazen hayat, bir sınıfın kapısında durur.
Türkiye, genç bir öğretmen olan Fatmanur Çelik’in öğrencisi tarafından öldürülmesiyle sarsıldı. Bir eğitimci, hayatını adadığı okulda, öğrencisinin saldırısıyla yaşamını yitirdi.
Bir öğretmenin ölümünü sadece bir “haber” olarak okumak mümkün mü?
Bu olay yalnızca bir cinayet değildir.
Bu olay, toplumun aynaya bakması gereken bir gerçektir.
Çünkü öğretmen, sadece ders anlatan biri değildir.
Bir çocuğun dünyasında güven demektir.
Yol gösteren bir eldir.
Bazen bir öğrencinin hayatında onu gerçekten dinleyen tek yetişkindir.
Ama bugün geldiğimiz noktada bir öğretmen, kendi öğrencisinin şiddetiyle karşı karşıya kalabiliyor.
Burada sormamız gereken soru çok ağır ama kaçınılmaz:
Biz neyi kaybettik?
Saygıyı mı?
Sabır duygusunu mu?
Yoksa birbirimizi insan olarak görme yeteneğimizi mi?
Şiddet artık sadece sokakta değil.
Televizyonda, sosyal medyada, günlük tartışmalarda… hayatın her yerinde. İnsanlar birbirine daha tahammülsüz, daha öfkeli, daha kırılgan.
Gençler de bu atmosferin içinde büyüyor.
Bir tartışmanın birkaç saniye içinde saldırıya dönüşebildiği bir çağdayız. Öfke kontrolünün zayıfladığı, empati duygusunun giderek azaldığı bir dönemdeyiz.
Ve bazen bu kırılma noktası bir sınıfta yaşanıyor.
Fatmanur Çelik’in ölümü bize acı bir gerçeği hatırlattı:
Öğretmenler sadece eğitim vermiyor, aynı zamanda görünmeyen bir mücadele veriyor.
Disiplin sorunlarıyla…
Psikolojik yüklerle…
Artan şiddetle…
Ama çoğu zaman bu mücadele görünmüyor.
Bir öğretmen öldürüldüğünde herkes üzülüyor.
Başsağlığı mesajları paylaşılıyor.
Bir süre konuşuluyor.
Sonra gündem değişiyor.
Oysa bazı kayıplar gündem değişse bile unutulmamalı.
Çünkü bir öğretmen öldüğünde sadece bir insan hayatını kaybetmez.
Bir sınıfın hafızası değişir.
Bir öğrencinin vicdanı sarsılır.
Bir toplumun geleceği biraz daha yaralanır.
Belki de bugün en çok sormamız gereken soru şu:
Bir öğretmenin sınıfa korkmadan girebildiği bir ülke miyiz?
Eğer bu soruya tereddütsüz “evet” diyemiyorsak,
Fatmanur Çelik’in hikâyesi sadece bir trajedi değil,
aynı zamanda bir uyarıdır.
Ve bazı uyarılar, görmezden gelindiğinde daha büyük acılara dönüşür.