Bir zamanlar çocukluk denildiğinde akla sokak gelirdi.
Akşam ezanına kadar süren oyunlar, apartman önlerinde yankılanan kahkahalar, düşüp diz kanatmalar, mahalle arkadaşlıkları…
Bugünün çocukluğu ise dört duvar arasında, bir ekran ışığının karşısında büyüyor. Artık birçok çocuk top peşinde koşmuyor; parmaklarını ekran üzerinde kaydırıyor. Mahalle kültürü yavaş yavaş kaybolurken çocukların dünyası dijitalleşiyor. İlk bakışta bunun sebebi teknoloji bağımlılığı gibi görünüyor olabilir. Ancak mesele bundan çok daha derin.
Çünkü artık aileler çocuklarını sokağa gönül rahatlığıyla gönderemiyor.
Türkiye’de özellikle son yıllarda artan şiddet olayları, çocuklara yönelik istismar haberleri, kadın cinayetleri ve güvenlik kaygısı toplumun psikolojisini doğrudan etkiliyor. Bir anne çocuğunu parka gönderirken bile tedirgin oluyor. Kadınlar gece yürürken telefonlarını ellerinde bir “güvence” gibi taşıyor. İnsanlar artık kalabalık caddelerde bile kendini tam anlamıyla güvende hissedemiyor.
Hal böyle olunca aileler için ekran, çoğu zaman sokaktan daha güvenli bir alan gibi görülüyor. Tabletler, telefonlar ve bilgisayarlar çocukları evin içinde tutuyor. Evet, fiziksel olarak yanımızdalar ama gerçekten bizimle büyüyorlar mı? İşte asıl soru burada başlıyor.
Çünkü ekran başında büyüyen çocuk yalnızca hareketsizleşmiyor; aynı zamanda sosyalleşmeyi, paylaşmayı, gerçek iletişimi de kaybetmeye başlıyor. Bir mahalle arkadaşlığı kurmadan büyüyen bir nesil oluşuyor. Çocuklar artık “kapıya çıkabilir miyim?” diye değil, “telefonumu alabilir miyim?” diye soruyor.
Üstelik bu durum yalnızca çocukları değil, yetişkinleri de içine çeken büyük bir yalnızlık döngüsü yaratıyor.
Bugün birçok ebeveyn ekonomik kaygılar, yoğun çalışma temposu ve güvensizlik hissi arasında sıkışmış durumda. Çocuğunu güvenli bir şekilde sosyalleştirecek alan bulamayan aileler, çözümü dijital dünyada arıyor. Çünkü parklar yetersiz, sokaklar güvensiz, şehirler ise giderek daha yalnız.
Oysa çocuk dediğimiz şey biraz da sokakta büyür.
Hayatı paylaşarak öğrenir.
Kaybetmeyi oyunda öğrenir, dostluğu mahallede kurar, cesareti düşe kalka kazanır.
Şimdi ise çocuklar gerçek hayat yerine sanal dünyada büyüyor. Ve belki de en acı olan şu: Aileler bunun yanlış olduğunu bilse bile başka bir seçenek göremiyor.
Bugün mesele yalnızca teknoloji bağımlılığı değil. Mesele, çocukların güvenle koşabileceği sokakların giderek azalması. Çünkü bir toplumda çocuklar sokaktan çekiliyorsa, orada yalnızca oyun değil; güven duygusu da kayboluyordur.