Eskiden okulların kapısından içeri girerken hissedilen o tarif edilemez bir "hürmet" duygusu vardı. Öğretmen sadece ders anlatan bir memur değil; mahallenin kanaat önderi, ailenin bir parçası ve bir çocuğun hayatındaki en sarsılmaz otorite figürüydü. "Eti senin kemiği benim" teslimiyetinde, belki bazen bugünün pedagoglarını dehşete düşüren sert bir disiplin anlayışı vardı ama o disiplinin harcında sarsılmaz bir saygı ve edep geleneği bulunurdu.
Bugün ise bambaşka bir manzarayla karşı karşıyayız. Okullarımız ne yazık ki sık sık başarı hikayeleriyle değil, akran zorbalığı ve giderek tırmanan şiddet olaylarıyla gündeme geliyor. Peki, ne değişti? O eski disiplin yerini neden kaosa ve hırçınlığa bıraktı?
Eskiden disiplin, korkudan ziyade bir duruş meselesiydi. Öğretmen sınıf koridorunda göründüğünde ceketler iliklenir, gürültü yerini derin bir sessizliğe bırakırdı. Bu, bir sindirilmişlik değil, bilgiye ve emeğe duyulan bir hürmetin yansımasıydı. Okul, sadece matematik ya da fen öğrenilen bir yer değil, aynı zamanda toplum içinde nasıl var olunacağını öğreten bir "terbiye ocağı" idi.
Günümüzde ise eğitimin odağı "birey"e kayarken, "toplumsal adap" kavramı biraz gölgede kaldı. Sınırsız özgürlük anlayışının yanlış yorumlanması, bazen otoriteye duyulan saygının aşınmasına yol açtı. Eskiden okul ve aile arasında kurulan o güçlü iş birliği, yerini karşılıklı suçlamalara bıraktı. Ailelerin okul üzerindeki baskısı ve çocukların "her şeyin merkezinde olma" yanılgısı, öğretmenin sınıftaki manevi otoritesini zayıflatırken, şiddetin yeşerebileceği boş alanlar yarattı.
Dijital dünyanın hızı, şiddet içerikli oyunlar ve sosyal medyadaki kontrolsüz içerikler, çocukların empati yeteneğini törpülüyor. Eskiden bir arkadaşının kalbini kırmak büyük bir utanç vesilesiyken, bugün akran zorbalığı bir "güç gösterisi" olarak karşımıza çıkıyor. Fiziksel şiddetin yanı sıra, siber zorbalıkla okul duvarlarının dışına taşan bir baskı mekanizması oluşmuş durumda.
Asıl çözüm, geçmişin o sert metotlarına geri dönmek değil, o günlerin ruhundaki "hürmet" duygusunu modern eğitimle harmanlamaktır. Disiplini bir ceza aracı olarak değil, bir özdenetim becerisi olarak yeniden inşa etmeliyiz. Öğretmene hak ettiği itibarın iade edildiği, ailenin okulun sadece "müşterisi" değil "paydaşı" olduğu bir sistemde, şiddetin yerini yeniden o özlediğimiz nezaket alacaktır.
23 Nisan gibi anlamlı bir günde geleceğimizi emanet ettiğimiz çocuklara bırakacağımız en büyük miras, sadece yüksek notlar değil; birbirinin haklarına saygı duyan, kaba kuvvetin değil fikrin gücüne inanan bir vicdan kültürü olmalıdır.
Eski bayramların o naif disiplinini ve bugünün imkanlarını birleştirebildiğimiz gün, okullarımız yeniden huzur bahçeleri haline gelecektir.
Kara tahtadan dijital ekranlara: Disiplin mi kayboldu, saygı mı?
Eylül Baysal
Yorumlar
Trend Haberler
Aydın Denizli karayolu trafiğe kapatıldı
CHP Aydın Milletvekili Tezcan'dan istifa kararı!
İzmir merkezli skandalın Aydın ayağı ortaya çıktı!
Aydın’da alarm! O ilçeler için kuvvetli yağış uyarısı
Söke’deki vahşette kahreden detay!
KADES çağrısına müdahale için gitmişti: Aydın’a şehit ateşi düştü!
Reklam