Türkiye, su kaynakları açısından giderek daha fazla baskı altına giriyor. 2024 ve 2025 yıllarında özellikle Aydın, Konya ve Güneydoğu bölgelerinde yaşanan kuraklık, tarımsal üretimi tehdit ediyor. Sulama suyu kaynakları tükeniyor, göletler kuruyor ve yeraltı suları alarm veriyor. Tarım sektörü, yıllık yaklaşık 70 milyar m³ su tüketiyor; bunun neredeyse %89'u ürün üretiminde harcanıyor.
Kuraklıkla mücadelede dünyada uygulanan yöntemlerden biri “sanal su ticareti”. Sanal su, bir ürünün üretimi için kullanılan toplam su miktarıdır. Bir ürünün dışarıdan ürettirilmesiyle elde edilen ürün ticareti ile bu su dolaylı olarak bir ülkeden diğerine aktarılır. Yani, ülke kendi suyunu değil bir başka ülkenin suyunu kullanmış olur. Örneğin, Suudi Arabistan yeraltı sularını tüketmek yerine buğday üretimini başka ülkelerde yaptırıyor. Çin, suya çok ihtiyaç duyan soya fasulyesini Brezilya ve ABD’de ürettiriyor. Hollanda ise küçük ve su fakiri bir ülke olmasına rağmen, stratejik üretim planlaması ve ihracatla su kaynaklarını verimli kullanıyor.
Stratejik olarak yapılması gereken, Türkiye'nin kontrolünde başka ülkelerde üretim tesisleri kurmak, yerel iş gücünü kullanmak ve lojistik zincirle Türkiye'ye taşımak. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, üretimin kendi ülkemizin kontrolünde olmasıdır. Tavsiye edilen metot, tarımsal ürün ithalatı değil, başka ülkelerin arazilerinin ve su kaynaklarının bizim tarafımızca kiralanarak kullanılmasıdır.
Yüksek su tüketimli ürünleri kendi topraklarında üretmek yerine, suyu bol ve işçilik maliyetlerinin düşük olduğu ülkelerde kontrollü üretim tesisleri kurarak üretim yaptırılabilir. Sudan, Nijer, Etiyopya gibi ülkeler geniş tarım arazileri ve düşük işçilik maliyeti ile stratejik seçenekler sunuyor. Bu sayede Türkiye hem su kaynaklarını korur, hem tarım sektörünü sürdürülebilir kılar, hem de gelişmekte olan ülkelerde istihdam yaratır.
Tabii ki bu stratejinin maliyetleri ve lojistik zorlukları var. Yerel iş gücünün etkin kullanımı, üretim süreçlerinin optimize edilmesi ve Türkiye’nin kontrol mekanizmasının güçlü olması gerekiyor. Ancak riskler, ülke su güvenliği ve kuraklığa karşı alınacak önlemler ile karşılaştırıldığında, bu strateji artık kaçınılmaz bir seçenek olarak masada duruyor.
Türkiye'de kırsal nüfus oranı da giderek azalıyor. KÖYLÜLÜK tabiri halen daha ülkemizde keskin bir sınıfsal ayrım olarak kullanılmaya devam ediyor. Amiyane tabirle kimse kızını köylüye, köye vermek istemiyor. 2023 yılı itibarıyla, toplam nüfusun sadece %6,6'sı kırsal alanlarda yaşamaktadır. Bu durum, tarımla geçinen nüfusun azalmasının bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarımla geçinen nüfusun sayısının her geçen gün azalması hem yanlış tarım politikalarının hem de kuraklığın bir sonucudur. Eğer kuraklıkla mücadelede kendimize bir süre tanımak adına tarımsal üretimi suyu ve verimi bol, işçiliği ucuz başka ülkelerde yaptırırsak ülke tarımını yeniden ve sıfırdan inşa edebilir, kırsal göçü de teşvik edebiliriz.
Saat işliyor; her damla suyun değeri ölçülemez hâle geldi. Türkiye, ya kuraklığa teslim olacak, ya da akıllı dış üretim ve sanal su stratejisi ile ayakta kalacak.