Geçtiğimiz cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Camilerde okutulan hutbede konu başlığı “Ailede Huzurun Kaynağı Merhamet ve Muhabbet” idi. Başlığın içeriğinde ise büyük emek ve umutlarla kurulan Türk aile yapısının tehditlerle karşı karşıya olduğu, sapkın akımlar ve batıl ideolojiler ile aile yapısının bozdurulmaya çalışıldığı, özgürlük bahanesiyle gayr-ı meşru birlikteliklerin aile olarak sunulduğu, dijital mecralarda fıtratımıza uygun olmayan birtakım içerikler; bazı sinema, dizi, reklam ve televizyon programları ile aile yapımızın yıkıcı etkilere maruz bırakıldığı ve aile kurumumuzun, toplumumuzun istikbali, devletimizin bekası, millet varlığımızın teminatı olan çocuklarımızın külfetmiş gibi gösterildiği aile büyüklerinin ise konfor gerekçe gösterilerek yalnızlığa ve ilgisizliğe mahkum edildiği alt konu başlıklarına yer verildi.

Peki gerek Diyanet tarafından gerekse de toplum ve devlet dinamikleri tarafından hemfikir olunan bir sorunun çözümü sadece aileleri ve bireyleri uyarmakla mı mümkündür? Bu sorunun toplum ve aile yapısı açısından günden güne bir tehdit haline gelmesinde denetim mekanizmalarından biri olan RTÜK ve yetkililerinin hiç mi suçu yoktur?

Her türlü ahlaksızlığın, rezillik unsurunun, ahlaki yozlaşmanın normalleştirildiği sinema, dizi ve TV programlarının sanat adı altında topluma sunulmasında devletin denetim mekanizmalarının hiç mi suçu yoktur? Devletine, milletine, değerlerine ve geleneklerine düşman bir düzene hangi ülkenin denetim mekanizmaları kendi topraklarında izin verir? Samimi bir vatandaş olarak soruyorum?

Evet; Fransız idare hukukuna göre idare edilen, Alman ceza muhakemelerine göre yargılanan, İtalyan ceza yasalarına göre yargılanan, İsviçre medeni kanununa göre evlendirilen ve İslam hukukuna göre gömülen bir milletin kendine ait en önemli değeri olan ve devletimizi ayakta tutan en temel yapı taşı ailedir. Bunun yanı sıra ahlak ta toplumun aynasıdır ve toplumun temelini ise aile oluşturur. Eğer ahlaki yozlaşma ailede başlar ise bu topluma, yaşam tarzlarına ve sokaklara yansır ve ne yazık ki Batılı lobiler tarafından özgürlükler ülkesi Türkiye başlığı altında ülkemizin insanına dayatılan bu sistem geleceğin büyük ve güçlü Türkiye’sinin inşasına yıkıcı bir dinamit etkisi yapar. Peki bunun farkındalığına neden ivedi çözümler üretilmez?

Bireyi merkeze alan yeni Dünya düzeninin aile bağlarını zayıflattığı, çarpık ilişkilerin, sapkın akımların ve insan fıtratını hiçe sayan birlikteliklerin dijital platformlar ve TV ekranları aracılığı ile özendirilmesinin önüne yetkililerce geçinilmelidir ve toplum bu hassasiyeti karşısında yetkililerce söylem değil eylem beklemektedir.

Merhum Sezai Karakoç’un deyimi ile “Her çağda şartlar ne kadar ağır ve umutsuz olursa olsun, inananlar için muhakkak Nuh’un Gemisi vardır.”. İsmet Özel de derki; “Eğer Nuh’un gemisini dolduracak kadar Müslüman varsa her şeyi düzeltmenin ve doğrultmanın yolu açık demektir.”

Evet; günümüzde “Nuh’un Gemisi Ahlaktır” ve bu gemiye herkes binmek zorundadır. Dünyada ve Türkiye’de kültürel ve ahlaki yozlaşmanın had safhaya ilerlediği ve insanlığın varoluş amacını tehdit ettiği bu dönemde madem ki kurtuluş bu gemidedir o zaman geminin su almaması için herkes elini taşın altına koyma cesaretini samimiyetle göstermeli ve eğitim, farkındalık, aile içi iletişim, hukuki düzenlemeler ve çoklu etkin denetim mekanizmaları ile bu sorunlar selinin önüne geçilmelidir.

Selam, sevgi ve hürmetlerimle…