Dünya tarihinin her döneminde insanlık, karanlığın hükümranlığını en yoğunluğuna kadar artırdığı son raddeye ne zaman ulaşsa daima bir ışık aradı kendisine.

(Öyle ya birbiri ardına gönderdiği ‘Dört Kitap’tan ‘İncil’de de ‘Işık Olsun” ifadesiyle karanlığın bertarafını tüm yönleriyle duyuran bir ‘Yaratıcı’nın yarattığı, ayrıca iman, ruh ve akıl nimetiyle donatarak yeryüzüne yani tüm ilahi metinlere bakıldığında da adeta Cennet’ten ıssız bir sürgüne uğurladığı ‘Üstün Canlı’ya da bu yaraşır değil mi?)

Kuran’da da “Nur üstüne nur” ayetiyle katmerlenen bu ilahi emirin anlam derinliğiyse özünde kalplerimiz attığı süre boyunca da özünde kapkaranlık olan içimizde gizli!

“Her şey zıttıyla ‘O’ ise zatıyla kaimdir” der bilge… İşe bir de bu tarafından bakmasını bilin diyeceğim ama bu işin hakikatine ermek anlayana mühim mesele!

Neyse geçelim bunu. Babil’in kuleleri göğe yükselirken insan, O’ndan uzaklaştıkça uzaklaştı. Putların arasında yitmeye yüz tutan topluma, gerçeğin tohumlarını ateşlere atılırcasına bir anlık da olsa serpebilmek için Hz. İbrahim’in cesareti gönderildi mancınıkla ilkin.

Antik Mısır’da piramitlerin zirvesinde arşı alayı uzay boyutları arasındaki varlıklarla yoklayan ve gücü tanrılaştıran çağda, bir kehanetin sonucu olarak toplu katliamdan sıyrılarak açbilaç kıyıya vuran bir bebeğin ileride ‘Peygamber’likle taçlanan hüviyeti, Hz. Musa adıyla kurtuluşun ve adaletin işiten kulağı, işitilen sesi oldu.
Kadere bakın ki; Yitik bir itibarsızlığa bürünen yeni kimliği ‘Peygamber’ olmadan önce ‘Firari’ ve ‘Katil’di.

Roma’nın üstünler hukuku ve zafer taçlarıyla bezeli ama merhametten uzak ve ‘Gladyatör’lerin kan deryalarında çiçek yağmuruna tutulup arsızlığın bataklığında sapkınlaşan uygarlığında henüz kundağındayken ‘Rahman’ın birliğinden bahseden Hz. İsa ise kısacık ömründe sevginin ve merhametin anlamınıysa ölmüş kalpleri ve bedenleri dirilterek yeniden asla silinmeyecek devasa izlerle hatırlattı insanlığın hafızasına.

İnsanlık yazıyla sözü harmanlayarak artık düşünceyi de evrenselleştirecek olgunluğa eriştiğindeyse bu kez vahiy, özünde artık sadece bir toplumun değil, özünde tüm insanlığın omzuna Hz. Muhammed’in şahsında indi.

Birebir tüm anlatılardaki orjinaliyle yazıyorum; “Taleal- bedru aleyna min seniyyati-il vedâ / Vecebe'ş-şükrü aleyna ma de'a lillahi da'
“Ay doğdu üzerimize / Veda tepesinden / Şükür gerekti bizlere / Allah'a davetinden”

Bu yukarıdaki Arapça şiir bir Kuran ayeti değil; Sadece Hakk namına halkını aydınlatmak için gittiği ve taşlara tutulduğu Taif’e rağmen Medine halkının içten bir karşılamayla koro halinde dudaklarından dökülen dizelerdi. Dünya, araştıran araştırsın böyle içten karşılamaya bir daha şahit olmadı…

Keza bakıldığında Dünya’da ilk okuma yazma seferberliği başlatan ilk kişinin ‘Hz Muhammed Mustafa’ olduğu gerçeği de tarih bilimi ölçeğinde objektif anlamda da değişmeyecek. Yani yazının başında da değindiğim gibi ‘O’ esasında kendisinden önce gelenler gibi ‘Işık Olsun’ emrinin bir yansımasından ibaretti.

“Güneşi sağ, ayı sol elime de verseler yine de vazgeçmem” ifadeleriyle tarihe geçerek, Mekke Burjuvazisi’nin tekliflerini reddederek ve suikast girişimlerine maruz kalsa da yolunda yılmadan ilerleyen “ Hz. Muhammed gibi tarihte başka hiçbir lider ve çağını aşan öncü, modern bilimin de araştırmaları ışığında bakıldığında henüz gelmedi.

O’nun dönemi, Tanrı’nın son kez doğrudan konuştuğu ama insanın artık aklıyla, vicdanıyla o sesi artık çağlar boyu yaşatmayı omuzlayacağı bir dönüm noktasıydı.

Ve ‘Yaratıcı’nın tam bin 400 yılı aşan suskunluğu sürüyor ve gelinen noktada artık insanlıkla ‘Her yeni gün yeni tecellide olsa da” konuşmayı kesti…

Ya peki o günden bugüne ne yaptı ki insanlık? Kabil’in Habil’e yönelik hasedinden doğan ilk cinayetin katlanarak çoğaldığı milyarlarca takvim sayfası biriktirmekten başka.

Gel gelelim görünen o ki; Krallardan imparatorluklara hatta ideolojiler ve sistemlere değin artık topyekün yönetim anlayışı da değişti ama arayış özünde bir türlü bitmedi.

Görünen o ki yüce Yaratıcı, peygamberler vesilesiyle insanlıkla konuşmayı bitirdi ama insana özünde derin bir sorumluluğu nesiller boyu mira bıraktı.

Her çağın uyarıcısı artık bir insan, bir düşünür, bir bürokrat, bir siyasetçi, bir bilim adamı, bir hukukçu, yerinde bir sanatçı, bir öğretmen ve bir gazeteci de olabilir.

Herkesin önce kendisine ve sonra herkese ve yaşadığı topluma ‘Işık’ olma azmine sahip olması duasıyla...

Sağlıcakla kalın.