Bir insanı, bir ilişkiyi, bir beklentiyi, bir planı… Bazen bize iyi gelmediğini bildiğimiz hâlde bırakmakta zorlanabiliriz. Aslında çoğu zaman tuttuğumuz şeyin kendisini değil, onun bize verdiğini sandığımız güveni bırakamayız.

Çoğu zaman kontrol etmek bize geçici bir güven duygusu verebilir. Her şeyi planladığımızda, ihtimalleri hesapladığımızda ve sonucu önceden bilmeye çalıştığımızda kendimizi daha güvende hissedebiliriz. Fakat hayat her zaman planlarımızın içinde kalmaz. Belirsizlik geldiğinde sinir sistemimiz bunu bir tehdit gibi algılayabilir. Beden gerilir, nefes daralır, zihnimiz daha fazla düşünmeye başlar.
Oysa her zaman kontrolümüzde olmayan, kendi ritmi olan nefesimiz bize almanın ve bırakmanın doğasını hatırlatır.
Nefesi yalnızca almak mümkün değildir. Aldığımız nefesin ardından onu bırakmak zorundayız. Çünkü beden, tutarak değil; akış içinde kalarak yaşamını sürdürür. Hayat da böyledir. Her şeyi elimizde tutmaya çalıştığımızda yalnızca zihnimiz değil, bedenimiz de yorulur. Bazen omuzlarımızı indirmenin, çenemizi gevşetmenin ve nefesi biraz daha özgür bırakmanın kendisi bile bize şunu hatırlatabilir: Her şeyi benim yönetmem gerekmiyor.
Bugün kendinize “Neyi bırakmalıyım?” diye sormayın. Bunun yerine: “Neyi artık kontrol etmeye çalışmasam da olur?” diye sorun. Cevap hemen gelmeyebilir. Cevabı da kontrol etmeye çalışmayı bırakın. Çünkü bırakmak da bir anda gerçekleşen bir karar değil, bazen yavaş yavaş öğrenilen bir güvendir. Ve belki de gerçek güç, her şeyi elinde tutabilmek değildir. Ne zaman tutacağını, ne zaman gevşeteceğini ve ne zaman bırakacağını bilmektir.
Yeni bir mevsime girerken kendimize daha fazla yük eklemek yerine, birazını bırakabiliriz. Çünkü hayatın her cevabını bugün bilmek zorunda değiliz. Her şeyi çözmek zorunda değiliz. Her şeyi kontrol etmek zorunda değiliz. Bazen hayatın bize vereceği yeni şeylere yer açmanın yolu, eskisini biraz daha sıkı tutmak değil; ellerimizi ve nefesimizi özgür bırakmaktır.