Cehaletin, sadece bilmemek değil; öğrenmeye karşı direnmek olduğunu savunurum. Cahillerin bir başka uzlaşmaz yanı da bildiği şeyin tek gerçek olduğunu sanması ve bunu hayati bir mesele gibi sunmasıdır.
Geçenlerde ADÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Şakiroğlu’nun hazırlayıp sunduğu bir televizyon programındaki açıklaması dikkatimi çekti. Harika bir kavramla çıktı karşımıza, “haklılık yanlılığı” diyor Şakiroğlu, “Cehalet sadece insanlar için değildir. Bazen ülkeler de cahil olmayı, öğrenmeye karşı çıkmayı tercih eder.”
Örnekleri çok ama gündemdeki İsrail – İran savaşına denk düşen ülkeleri seçelim.
İsrail, hastanenin yakınına bomba düştü diye dünyayı ayağa kaldırıyor. Oysa aynı İsrail, son bir yılda Filistin’e ait hastanelerin hepsini vurdu.
ABD, “İran nükleer silaha sahip olamaz” diye İsrail’den daha etkili bomba yağdırdı. Suriye’nin nükleer tesislerini yerle bir etti. Oysa ABD’nin konuşlandırılmış 5 bin nükleer silahı var.
“İsrail hepimiz için savaşıyor” diyen Almanya’ya ne demeli? Tarihte 6 milyon Yahudi’yi yaktıklarını bilmeyen yok!
Öte yandan Fransa, “Libya’da hükümetin değiştirilmesi büyük hataydı” diyor. Pekiyi o zaman hükümeti değiştiren Libya’yı bombalayan ülke kimdi?
Bütün bunlara bakınca insanların cahilliği bir ölçüde kendisini bağlıyor. Ancak at gözlüğüyle bir noktaya bakıp o noktada doğruyu gördüğünü sanarak bunu savunma hastalığı “haklılık yanlılığı” ile ifade edilebilir.
Tek bir yere bakıp tek bir doğruyu görmek ülkelerin en tehlikeli cahilliğidir.
Körü körüne bu cehaletin karanlığına düşen ülkelerin ömrü kısa olur. Rejimlerinin ayakta kalması da güç hale gelir.
YASMİN VE YASEMEN’İN SINAVI
Yeri geldi de yazıyorum. Dedik ya insanların cahilliği kendine ve zorunlu bağlı olduğu kişilere zarar verebilir. Ancak devletlerin, ülkelerin cehaleti düşman üretir. Halklarını birbirine düşman eder.
Benim hem İsrail hem İran asıllı dostlarım var. İnsanlıklarını asla test etmeyeceğim ölçüde gönülden bağlar kuruldu yıllar yılı...
İranlı Yasemen ve İsrail asıllı Yasmin’den söz etmek isterim.
Ayrıntı vermeden özet geçiyorum. Her iki kadın da dünyaya geldikleri toprakların dışında Türkiye’de, İzmir’de bir hayat seçmiş; evlenip yeni aileler kurulması için çocuklar dünyaya getirmiş.
Yasemen, tanıdığım en zarif kadınlardan. Bilgisine koşulsuz güvendiğim doktor… Engin ve kadim kültürün yetiştirdiği topraklardan genç yaşta tıp öğrenimi için İzmir’e gelmiş. İran’da kökleri olsa da artık İzmirli. Bir keresinde kitaplarından birini benim için imzaladı. Ben de ona kitabımı imzaladım ve sohbet ederken, “burada insanlar okumuyor” dedi. Klâsik yakınmanın dışında bir ses tonuyla söyledi bunu… Çünkü geldiği ülkede küçük yaştan beri okuma alışkanlığının kazandırdığı olumlu davranışların hepsini taşıyordu. Yasemen yazar, televizyon program sunucusu ve aktif sosyal hayatın içinde dünyanın dört yanında izi bulunan bu kadının ülkesi ateş hattında.
Diğer yanda Alsancak’ta kapı komşumdu İsrail asıllı Yasmin… İlk karşılaştığımız anda uyandırdığı saygı hiç eksilmedi. Yasmin’in halen aklımda kalan sözleri vardır. Gerçekten okumuşluğun, aydın düşünce gücünün kazandırdığı sözcüklerle bezenmiş özlü sözleri…
Her karşılaştığımızda samimiyet, erdem, tutarlılık gibi değerleri sözle değil bizzat beden diliyle taşıyan bu insanı her hatırladığımda aynı saygıyı hissediyorum. Bu kadının ülkesi de ateş hattında.
Ancak bu insanlar birbirinin düşmanı değil.
Hatta bazı Türkçe telaffuzlarındaki tatlı aksan, ana dillerindeki tonlamalarının karıştığı sohbetlerinin tadına doyum olmuyor.
Ülkeler “haklılık yanlılığı”na kurban edilirken; bari insanların vicdanlarını vurmayın!
Batsın haklılığınız. Bırakın da insanlık yaşasın!