Ülkemizde özellikle son aylarda mevsim normallerinin üzerinde etkisini gösteren yağışlar ülke tarımı için umut olmasının yanı sıra hâlihazırda su stresi altında olan ülkemizde yaşanabilecek kuraklık etkisinin de kısa vadede düşmesine sebep olacaktır. Ayrıca baraj ve göletlerin doluluk oranlarının artması ve toprak neminin maksimum seviyelere ulaşması da gerek tarımsal üretime gerekse de hidroelektrik santrallerin (HES) temel yakıtı olan su döngüsünü besleyerek enerji üretimine pozitif yönde katkı sağlayacaktır. Bu noktada yapılan açıklamalara bakıldığında Hidroelektrik santrallerinde (HES) elektrik üretimi, artan yağışlar nedeniyle mart ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 96 artmış durumda yağış miktarındaki artış ise geçen yılın şubat ayına göre yağan yağış miktarı yüzde 100’ü, mart ayına göre yağan yağış miktarı yüzde 80’i geçmiş durumda.
Tabi su zengini olmayan aksine su stresi altında olan bir ülke olmamız münasebeti ile yağan yağmurların hidrolojik su kaynakları, tarım, içme suyu ve ekosistem can suyu açısından önemi oldukça büyük ve eğer ki bahar döneminde olası don ve aşırı olumsuz hava koşulları yaşanmaz ise gerek ülkemizde gerekse de tarım şehri olan Aydın’ımızda ve bölgemizde tarımsal üretim normallerin üzerine çıkacak ve yaşanacak rekolte artışı hem çiftçi gelirlerine gem de gıda fiyatlarına olumlu şekilde yansıyacaktır.

Tüm bunların yanı sıra ülkemizde mevsim normallerinin üzerinde seyreden yağışların HES'lere olumlu etkisinden bahsetmiştim. Yağışların yoğunluğu sonrası son on yılın mart ayı ortalamasına göre yüzde 47 oranında artan hidroelektrik üretimi ve buna bağlı yenilenebilir enerjide yaşanacak artış, özelikle bölgemizde devam eden çatışma ve savaşlardan kaynaklı artan ve artacak olan enerji emtia fiyatları sonrasında bu noktada dışa bağımlılıkta ülkemize kritik ölçüde nefes aldıracaktır.

Değerli dostlarım takdir edersiniz ki yurdumuz Sayın Cumhurbaşkanımızın deyimi ile bin yıl önce dergâhlarını su kıyılarına kurarak, kalplere ve zihinlere iyilik tohumları eken Diyar-ı Rum'u adım adım medeniyet bahçesine dönüştüren erenlerin yurdudur ve hamuru şehit ve gazilerimizin mübarek kanlarıyla yoğrulan, alimlerimizin, ariflerimizin, gönül erlerimizin, ilim ve hikmet pınarlarıyla çağlayan bu topraklar, her veçhesiyle bir su medeniyetidir. İnancına dört elle sarılan ve 'Su gibi aziz ol' diye dua eden bu milletin ruh köklerinde su, temizliğin, saflığın, güzellik ve bereketin simgesidir. 'Hangi sadakanın verilmesi daha çok hoşunuza gider' diye sorulunca 'Su' cevabını veren Peygamber Efendimiz, suya erişmekte zorlananlara su temin etmenin, onlara bir hayat bağışlamak anlamına geldiğini belirtmiş, güzel ve tatlı suyu insanlara takdim etmenin Allah katında mükâfatla karşılık bulacağını müjdelemiştir. Bu sebeple su medeniyeti mensubu bir ecdadın mirasçıları olarak hayatta kalma noktasında sahip olduğumuz en kıymetli hazine olan su kaynaklarımızı verimli kullanmak ve doğru yönetmek mecburiyetindeyiz.
Dünyada özellikle iklim değişikliği, kuraklık, nüfus artışı, aşırı kentleşme ve sanayileşme gibi faktörlerin su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdığı günümüzde, bölgemizde cereyan eden çatışmalara ve çatışmaların makro ölçekte sebeplerine baktığımızda geçtiğimiz asırda petrol ve karbon yakıtlar için yapılan mücadelenin artık önümüzdeki dönemde su kaynaklarına erişim veya su kaynaklarının kontrolü amacı ile yapıldığını görmekteyiz. Bu sebeple ekonomimizi, üretimimizi ve geleceğimizi şekillendiren stratejik hayati bir kaynak olan suyumuzu, su kaynaklarımızı koruma ve verimli kullanma noktasında hükümetimizin yanı sıra “yerel yönetimlerimiz” de günümüz ve gelecek nesiller için su kalitesini iyileştirmek, korumak ve sürdürülebilir su politikalarını geliştirmek adına çalışmalar yürütmek zorundadırlar ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığının İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği ve Ulusal Su Planı gereği su kayıplarının önlenmesine yönelik 2028 ve 2033 yılı hedefleri doğrultusunda yerel yönetimler görev ve sorumluklarını yerine getirmeli ve bu sorumlulukları ilgililer tarafından denetlenmelidir.
Özellikle 2026-2035 Ulusal Su Planı kapsamında ‘Altyapı ve Kayıp-Kaçak, Atık Su Yönetimi, İklim Değişikliğine Uyum ve Kurumsal Katkı’ noktasında Belediyelerin yükümlülüklerinin yerine getirilmesi hususunda yaptıkları çalışmalar denetlenmeli ayrıca modern atık su arıtma tesisleri, su geri kazanımı ve akıllı su yönetim sistemlerinin kurulması hususunda ihtiyaç dâhilinde yapacakları çalışmaları takip edilmelidir.

Eylemden ziyade söylemden ibaret belediyecilik anlayışının büyük ölçekte kendini gösterdiği Aydın’ımız özelinde konuşacak olursak bu hususta özellikle yerel yöneticilerimizin aşması gereken çok uzun bir yol olduğunu söylemek mümkün. Bu noktada, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın deyimi ile artık sadece doğal bir kaynak değil; küresel rekabetin, jeopolitik dengelerin ve toplumsal istikrarın belirleyici unsurlarından biri haline gelen suyun ve su kaynaklarının korunması hususunda; dileriz yerel yetkililer üzerlerine düşen görev ve sorumlulukları ivedilikle yerine getirirler. Değerli dostlarım; unutulmamalıdır ki su gelecektir ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak hepimizin en asli sorumluluğudur. Selam, sevgi, hürmetlerimle.