Pandemi ile birlikte yaşanan birçok normalin üzerine her geçen gün bir yenisinin eklendiği günler yaşıyoruz. İkinci Dünya savaşı sonrası geçen 80 yıl içerisinde belki de yaşanan en sıkıntılı ve en zor günlere şahitlik etmekteyiz. Küresel çatışmalar, bölgesel gerginlikler, ticaret krizleri, salgınlar, iklim krizleri, su savaşları vs. ile küresel kapitalizm krizi günden güne derinleşerek sürüyor.

Yıllarca kendisini Dünya düzeninin sigortacısı olarak lanse eden ve bölgesel barış adına adım attığı her yere kan, gözyaşı, kaos ve fakirlikten başka bir şey götürmeyen ABD, yeni uluslararası ilişkilerini güç, şantaj ve haraç düzeni üzerine kuruyor. Yeni Dünya düzeninde küresel ölçekte günden güne güç ve itibar kaybeden ABD çeşitli bölgelerde ülkeleri birbirine savaştırıp bu savaşları ranta çevirerek ayakta durmaya çalışıyor. Örneğin Gazze ve Ukrayna’da süregelen savaşlar ve sonrasında İran ve İsrail arasında ara ara cereyan eden çatışmaların ABD kasasına etkisi 5 trilyon dolar.

Bu savaşlar sonrası Ortadoğu gezisine çıkan Trump, bölgedeki Arap ülkelerine yapmış olduğu gezilerde onlardan bu savaşların kendilerine de sıçramaması vaadiyle koruma ve güvenlik adıyla milyarlarca dolar haraç alabiliyor. Bunun yanı sıra ticari ilişkiler içerisinde bulundukları neredeyse tüm ülkelerin gümrük vergilerini artırarak o ülkelerde enflasyonun artmasına da sebep oluyor ayrıca bu borç ve enflasyon sarmalı gelişmekte olan ülkelerde yeni ekonomik ve siyasi türbülanslara da yol açıyor. Görünen o ki süregelen bu ticaret ve küresel çatışmalardan eğer ki ABD başarılı çıkarsa gelişmekte olan ülkeler ciddi bir borç yükü ve beraberinde iflasın eşiğine girecek.

Tüm bu yaşananlarla birlikte ABD liderliğindeki emperyalist blok ile Rusya-Çin eksenli karşı bloklaşma arasındaki çatışmalar ve ABD Başkanı Trump’ın uyguladığı hırçın politikalar diğer ülkeleri yeni iş birliklerine yönlendiriyor. Örneğin Türkiye’nin, Türk Devletleri Teşkilatı gücünün lider ülkesi olarak BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerini daha verimli hale getirmesi Türkiye’nin 21. Yüzyıl’ın bütün ihtimallerine karşı ciddi bir hazırlık içerisinde olduğunun kanıtıdır. Adriyatik’ten Çin Seddine kadar Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve gözlemci statüdeki Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti arasında gümrüklerin sadeleştirilmesi, dijital taşımacılık sistemlerin geliştirilmesi, ortak demiryolu hatları ve lojistik merkezler gibi birçok alanda atılan somut adımlar ile Türk Devletleri Teşkilatı artık hem bölgenin hem de Dünya’nın yeni yükselen gücü haline gelmiştir.

Evet yeni Dünya düzeninin oluştuğu artık kimse için bir sır değil. NATO’ya karşı fazla asi, BRICS’e göre fazla özgür, AB’ye göre fazla Müslüman, Rusya’ya göre fazla Türk, Çin’e göre fazla Türkistanlı ve ABD’ye göre fazla bağımsız Türkiye izlemiş olduğu politikalar ve atmış olduğu küresel adımlar ile yeni bir eksen kuruyor ve özlenen, beklenen tarihini geri alıyor. Elbette bu ne Batı bloğunun ne de Doğu bloğunun hoşuna gitmiyor. Çünkü Türkiye hedefleri ile artık tam bağımsız olarak kendi yolunu çiziyor. Türkiye sadece kendi yolunu çizmiyor, Türkiye’nin Türkiye’den büyük olduğu gerçeği ve tarihin üzerine yüklemiş olduğu misyon ile gerek bölgesinde gerekse Türk İslam coğrafyasında huzurun, barışın, birlik ve beraberliğin inşası ve tesisi noktasında da önemli bir rol oynuyor ve Türkiye her geçen gün artan etki gücü ile gönül coğrafyamızda 150 yıldır beklenen ve özlenen adil ülke misyonu ile ilerlemeye devam ediyor.

Türkiye; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde; geçmişten günümüze coğrafyasında yaşadığı değerli yalnızlıktan artık birden fazla küresel krizin çözümünün anahtarını elinde bulunduran, jeo-stratejik haritaların yeniden şekillendiği Dünyada, Türkiye’siz hiçbir dengenin kurulamayacağı gerçeğini kabul ettiren, savaşların, istikrarsızlıkların ve çatışmaların yaşandığı Avrasya bölgesinde barışın, huzurun ve adaletin sesi olarak öne çıkan, bu kapsamda Karadeniz’den Ortadoğu’ya Kafkaslardan Balkanlar’a her cephede stratejik etkisini arttıran, tarihi boyunca olduğu gibi bugün de kimliğine bakmaksızın zalimin karşısında, mazlumun yanında duran duruşuyla Dünya’nın 5’ten büyük olduğu ve daha adil bir Dünya’nın inşasının her alanda tam bağımsız büyük ve güçlü Türkiye ile mümkün olduğu söylemi ve eylemi ile O’na umut besleyenlere heyecan veren, Dünyada güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu daha adil bir düzenin inşası noktasında mücadelesini kararlılıkla sürdüren güçlü bir ülke konumundadır.

Evet artık eli kanlı ABD’nin haraç düzenine ve hukuk tanımaz, kural tanımaz, ilkesiz, şımarık, şımartılmış ve gözü dönmüş bir terör devleti olan Siyonist İsrail’e karşı hem bölgede hem de Dünyada merhameti ve adaleti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti beklenendir, Türk yolu gözlenendir ve Türk zalimin korktuğu bir cephedir. Türkiye çok kutuplu dünyada bir kutup başı olarak ağırlığını daha fazla hissettirecek, yeniden şekillenen küresel sistemde inşallah hak ettiği yeri çok yakın bir zaman zarfında alacak ve Türk İslam coğrafyasında barışın ve huzurun teminatı bir ülke haline gelecektir.

Beklenen ve bekleyeni kavuşturacak olana hamdolsun diyor;

Bu duygu ve düşüncelerimle birlikte Efeler Diyarı Aydın’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü vesilesi ile tüm kıymetli hemşerilerimizin gününü kutluyor, bu toprakları bize mukaddes bir vatan olarak emanet eden tüm şehitlerimizi, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmetle ve şükranla anıyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.

Selam, sevgi ve hürmetlerimle…