Aydın, jeotermal enerji denince Türkiye’nin kalbi diyebileceğimiz büyük bir öneme sahip.
Bu nedenledir ki yıllardır bu topraklarda, sıcak suyun bereketiyle tarımın, sanayinin ve ekonominin buluşacağı günün hayali kuruldu.
Öyle bir hayaldi ki bu seralar ısıtılacak, domatesler, çilekler kışın ortasında bile Aydın’ın güneşiyle yarışır gibi kızaracak, üretim maliyetleri düşecek, Aydın çiftçisi kazanacak dolayısıyla Türkiye kazanacaktı.
Ama ne yazık ki bu halen bir türlü mümkün olamadı…
Oysa Efeler’in Kadıköy Mahallesi’nde kurulan Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi (TDİOSB), işte tam da bu hayalin ürünüydü. Toplamda 776 bin metrekarelik yatırım kapsamında, modern seralar, topraksız tarımla dünya standartlarında üretime geçecekti.
Amaç netti. Aydın, jeotermalle tarımda çağ atlayacaktı. Dahası jeotermalle ısıtma devreye girseydi, Aydın belki de ileride bu sayede Türkiye’nin “sera üssü” bile olabilecekti. .
Yüzde 99’u Aydın Valiliği’ne ait AYTER A.Ş. işte tam da bu hayali gerçeğe dönüştürme adına bölgedeki jeotermal suyun kullanım hakkı için Güriş Holding ile masaya oturdu. Söz verildi, protokoller imzalandı ama o sözler birer birer havada kaldı.
Sonuç? Kadıköy’de jeotermal bekleyen seralar kömür ve doğalgaza mahkum edildi. Maliyetler katlandı ve en nihayetinde firmalar aidatlarını dahi ödeyemez hale geldi. Elektrik, su, kanalizasyon dışında çevre düzenlemesi, yollar gibi en temel ihtiyaçlar bile yapılamadı. Devletin alacağıysa gelinen noktada 200 milyon liraya dayandı.
Kısacası, Aydın’da “jeotermalle tarım devrimi” hayali, sözünü tutmayan bir holdingin elinde gelinen noktada heba oldu.
Ancak bir isim var ki, bu süreçte Aydın’ın hakkını aramak için yoğun çaba sarf etti. Hakkını teslim etmek gerekirse Aydın Valisi Yakup Canbolat’ın samimiyetle “Bu iş böyle yarım kalamaz” diyerek devreye girmesi çok değerli ve önemlidir.
Ancak bu noktada gerek Tarım ve Orman Bakanlığı ve gerekse de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da yarım kalan bu proje için üzerine düşen neyse ivedilikle işe koyulmalıdır. Prosedür ve bürokratik sürüncemeler artık Aydın’ın önüne takoz olmamalıdır. Aydın’ın tarımını ve üreticisini doğrudan ilgilendiren bu yatırım bir an önce ayağa kaldırılmalıdır
Güriş’le davalık olunarak yolların tamamen ayrılması, Vali Canbolat’ın girişimleriyle başka bir jeotermal firmasıyla sıcak su temini için görüşmeler yapılması, geldiğimiz süreçte şu anda gündemde. Şimdi gözler, seraları nihayet jeotermalle buluşturacak yeni anlaşmada. Çünkü Aydın artık hayal değil, icraat görmek istiyor.
Esasında Kadıköy’de TDİOSB sadece bir proje değil, aynı zamanda Aydın’ın tarımda geleceğe açılan kapısıydı. Bu kapının, sözünü tutmayan bir şirket yüzünden kapanmasına da asla izin verilmemelidir.
Bugün seralarda domates, salatalık, çilek üretiliyor ama kömür ve doğalgazla ısıtılan seraların maliyeti üreticiyi zorluyor, devlete borçları katlıyor. Oysa jeotermalle ısıtma devreye girseydi, Aydın şu an Türkiye’nin “sera üssü” olma yolunda önemli bir yol kat etmiş olacaktı.
Geldiğimiz süreç itibariyle Aydın’ın bu yarım kalan hayali için tek beklentisi Hükümetin desteği ve Vali Canbolat’ın girişimleriyle yeni bir sayfa açılması ve sık sık çevresel zararlarıyla da gündem olan jeotermalin, bu topraklara gerçekten de artık elle tutulur ve gözle görülür anlamda da bereket getirmesidir.
Bugün 3 binden fazla yüksek teknolojili seranın bulunduğu Hollanda Westland bölgesine Aydın’dan zengin toprakların fakir bekçisi olarak gıptayla bakarken, çok uzağa gitmeden dünya ölçeğinde en büyük ikinci, Avrupa ile birlikte Türkiye'nin en büyük jeotermal serasının hayata geçirildiği yanı başımızdaki Bergama’dan bizim neyimiz eksik sorusunu da artık esaslıca sormamız gerekiyor?
Netice itibariyle bu toprakların bereketi, verilen sözlerin arkasında duracak kararlı bir iradeye de muhtaçtır.
Bunun için de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Enerjide tam bağımsız Türkiye hedefi”ne ‘Jeotermal Isıtmalı Sera’ diye yola çıkılan ancak geldiğimiz noktada doğalgaz ve kömürle ısıtılan kadük durumdaki Sera OSB’nin hayata geçirildiği Aydın özelinde de sonuna kadar sahip çıkılmalıdır.
Şu bilinmelidir ki; Geçtiğimiz 7 Eylül günü düşman işgalinden kurtuluşunu kutladığımız bu topraklar, verilen sözlerin tutulmasını ve hayallerin heba edilmemesini artık fazlasıyla hak ediyor.