Yük taşımacılığında görmezden geldiğimiz gerçek: Demiryolu
Yakıt fiyatlarının son aylarda ulaştığı seviyeler, Türkiye’nin lojistik tercihlerini yeniden düşünmesini zorunlu kılıyor. Bugün ülkemizde yük taşımacılığının %70’inden fazlası karayoluyla yapılıyor. Yani, ithalata bağımlı bir yakıt üzerinden milyonlarca tonluk yükü kamyonlarla taşımaya devam ediyoruz. Bu tablo, hem ekonomiye ağır bir fatura çıkarıyor hem de çevresel açıdan sürdürülemez bir yola itiyor.
Oysa gözümüzün önünde, yıllardır atıl bırakılan, görmezden gelinen, yatırım yapılmayan bir seçenek var: demiryolu.
Türkiye’de demiryolunun yük taşımacılığındaki payı yalnızca %5 civarında. Avrupa ortalaması ise %18–20. Yani biz daha işin başındayız. Oysa demiryolu; yüksek tonajlı yükleri en düşük maliyetle taşıyabilen, karbon salınımını minimize eden, uzun mesafelerde karayoluna göre çok daha avantajlı bir sistem.
Peki neden tercih edilmiyor?

Altyapı yetersizliği, hat uzunluğunun sınırlı kalması, liman ve organize sanayi bölgeleriyle entegrasyon eksikliği, kapıdan – kapıya taşımacılık seçeneğinin olmaması, taşıma süresinin karayoluna göre nispeten yavaş kalması… Tabi bu dezavantajlar akaryakıt zamlarından önce karayolu taşımacılığını bir tercih sebebi yapmaya yetiyor olsa da artık geldiğimiz noktada yurt içi ve yurt dışında navlun fiyatlarının maliyetlere olumsuz yansıması şapkayı yeniden önümüze koymamıza sebep oluyor.
Genel anlamda baktığımızda da günümüz dünyası başka bir yöne gidiyor. Avrupa’da karbon emisyonu baskısı nedeniyle şirketler karayolundan demiryoluna yönlendiriliyor. Çin’den Avrupa’ya uzanan “Orta Koridor” projeleri, Türkiye’nin jeopolitik avantajını lojistik üstünlüğe dönüştürme fırsatı sunuyor. Biz ise hâlâ milyonlarca ton yükü mazotla çalışan kamyonlara mahkûm ediyoruz.
Rakamlar net:
• Karayolu: %70+
• Denizyolu: %20+ (çoğu dış ticaret)
• Demiryolu: %5
• Havayolu: <%1
Bu dengesizlik, hem ekonominin direncini zayıflatıyor hem de enerji ithalat faturasını kabartıyor. Yakıt fiyatları daha da yükseldikçe, karayoluna bağımlılığın maliyeti halkın cebine zam olarak dönüyor.
Demiryoluna yatırım yapmak sadece lojistik politikası değildir; bu aynı zamanda enerji, çevre ve sanayi politikasıdır. Üstelik “günü kurtarma” değil, geleceği inşa etme meselesidir.