Niyetimiz elbette haddimizi aşarak kimseye vaaz vermek değil. Ama geçmişte, anlatacaklarımın bir hatırlatıcısı vardı.
Evet, yanlış duymadınız; imparatorların, şanlı komutanların, padişahların ve hatta adaletiyle nam salmış Hz. Ömer’in bile…
Hz. Ömer’in yanına her gün gelen görevli, "Ya Ömer, Allah’tan kork! Ölüm var!" der, karşılığında bir altın alırdı. Ta ki İslam Halifesi Hz. Ömer aynada sakalındaki akları görünce, "Artık bana ayna yeter" deyip bu görevi sonlandırana kadar…
Osmanlı’da padişahlara, “Mağrurlanma padişahım, senden büyük Allah var!” diyen bir münebbih bulunurdu. Roma’da, zafer alaylarında çiçeklerle taçlanan komutana, "Unutma, sen tanrı değilsin!" diye fısıldayan bir görevli eşlik ederdi.
Peki ya bugün?
Bugün Aydın’da makam koltuğuna oturanlar için böyle bir hatırlatıcı yok.
O makam odalarında, "Bu yetkiyi nasıl kullanmalıyım?" diye düşünen kaç yönetici var? Kaçımız, attığımız imzaların ahiret defterine de kaydedildiğini hatırlıyor? Şehrin ortak mirasını yönetirken, "Benden sonra gelecek nesillere ne bırakıyorum?" diye soruyor muyuz?
Meğer ölüm dediğimiz, zamanın kıyısında donmuş kısa bir anmış.
Ve meğer diriliş, o anın içinden ansızın sonsuz sabaha uyanmakmış…
İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in şu hadis-i şerifi akledenler için ne güzel bir duadır değil mi:
“Allah’ım, beni çok şükreden, çok sabreden eyle. Beni kendi gözümde küçük, insanların nazarında büyük kıl.”
Geçtiğimiz günlerde iç sesimde yankılanan bu sözler üzerine, Aydın’da yıllardır geceleri plan yapan ama bir sabah artık uyanamayacak olan muktedirleri düşündüm.
Vaktiyle Karia Kraliçesi Ada, Aydınoğlu Gazi Umur Bey, Cihanoğlu Mehmet Bey ve Atçalı Kel Mehmet Efe’nin hüküm sürdüğü; Cumhuriyet döneminde çok partili sisteme geçişi sağlayan Merhum Başbakan Adnan Menderes’ten, tanınmış bakanlar Nahit Menteşe, İsmet Sezgin ve efsane Vali Recep Yazıcıoğlu’na kadar nice isimler gelip geçti bu topraklardan.
Oysa ilahi huzurda kimse, "Ben filancaydım!" diye başlayamayacak söze.
İmam Caferi Sadık hatırlatır:
“Kork o mahkemeden ki hâkimin kendisi şahittir.”
Ölüm, unuttuğumuz bu gerçeği her yeni günün ufkunda fısıldıyor, düşünenlere…
Hiç kimse bu topraklara kazık çakamadı. Ne Aydın’a, ne başka bir yere…
Bu nedenle Aydın’da, bu toprakların yükünü taşıyan herkes bilsin ki:
Bir gün ardımızdan sadece nasıl bir iz ve etki bıraktığımız konuşulacak.
Bıraktığımız iz, adil bir yönetime, dürüst bir geçmişe, hayırla anılan bir ömre dair olmalı…
Günümüzdeki makam sahipleri unutmamalıdır ki;
Bir gün siz de adınız anılmadan bir “eski” olacaksınız.
Ama ardınızdan dua mı, yoksa beddua mı edilecek?
İşte asıl mesele bu.