Eskiden insanlar bilmediği konuda susardı. Şimdi ise bilmediği konuda en çok konuşan, en çok dikkat çeken oluyor. Çünkü artık çağımızın en büyük yanılgısı şu: Fikir sahibi olmak ile bilgi sahibi olmak aynı şey sanılıyor.
Bir olay oluyor. Henüz detaylar netleşmeden, belgeler ortaya çıkmadan, uzmanlar konuşmadan milyonlarca insan çoktan kararını vermiş oluyor. Sosyal medya bir mahkeme salonuna dönüşüyor. Hakim de belli, savcı da, cellat da… Ama eksik olan tek şey var: Gerçek bilgi.
Bugün herkes konuşuyor.
Ekonomi hakkında konuşan da var, hukuk hakkında konuşan da, psikoloji hakkında da…
Ama kaç kişi gerçekten araştırıyor? Kaç kişi “bilmiyorum” diyebilecek kadar dürüst?
Çünkü artık “bilmiyorum” demek zayıflık sayılıyor.
Oysa en büyük güç, bilmediğini kabul edebilmektir.
Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda, bilgi kirliliğinin bu kadar artması ironik değil mi?
Bir başlık görüyoruz, okumadan paylaşıyoruz.
Bir video izliyoruz, doğruluğunu sorgulamadan inanıyoruz.
Bir yorum görüyoruz, sanki gerçekmiş gibi savunuyoruz.
Ve en tehlikelisi şu:
Yanlış bilgi, doğru gibi yayılıyor.
Bu durum sadece bireysel hatalar değil, toplumsal sonuçlar doğuruyor.
İnsanlar yanlış yönlendiriliyor, algılar gerçeklerin önüne geçiyor ve sonunda hakikat sessizleşiyor.
Oysa bilgi emek ister.
Araştırmak ister.
Sorgulamak ister.
Sabır ister.
Fikir ise kolaydır.
Herkesin vardır.
Ama herkesinki doğru değildir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Ben gerçekten biliyor muyum, yoksa sadece duyduklarımı mı tekrarlıyorum?
Çünkü bu çağda en büyük sorun cehalet değil;
cehaletin kendini bilgi gibi pazarlaması.
Ve asıl tehlike şu:
Artık yanlış bilenler değil,
yanlış bildiğini doğru sananlar yön veriyor gündeme.
Eğer bir gün herkes konuşur ama kimse dinlemezse,
orada gerçek sadece kaybolmaz…
yok olur.