Hüznün kristalleri şekerlenmez
mahzundur Elif Lam...
ne garip bayramdır bu
füze sağanağında Ehli İslam!
coğrafyalarım yanıyor
dört yanımda bitimsiz bir hazan...
nerde o eski coşku
sinelerde yankılanan ezan!
elveda ey gönlü kırık ay
elveda ya şehri Ramazan!
var git aramızdan
şanlı yılların ötesine uzan...
Bilali bir yankı seni muştulasın
köhne duvarlara!
Selam dursun yedi kıta
gül takılı uçaksavarlara...
bayram dediğin mazlum yüreklere
öyle bir değmeli ki!
bayram işte o gündür o gün
bu günlere ne demeli ki...
hüznün kristalleri şekerlenmez
mahzundur Elif Lam...
ne garip bayramdır bu
zulüm ablukasında Ehli İslam!
Murat TAN
Yukarıdaki şiiri beş yıl önceki Ramazan Bayramı’nda yazmıştım.
O yıldan bu yıla füze sağanağı halen dinmiş değil.
Ki bu şiiri yazdığım yıllardan önce de bu sağanak pervasızca sürüp gidiyordu.
O nedenle güncelliğini koruduğu için yeniden paylaşmak istedim.
Keza ABD-İsrail’in İran Minab’taki Şeceretü’t-Tayyibe Kız İlkokulu’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden 160’tan fazla kız çocuğunun mezarı da daha halen taze.
Sınıf tahtalarında yarım kalan alfabeler,
Oyun bahçelerinde sahipsiz kalan pabuçlar...
Washington ve Tel Aviv’in kirli hesaplarına kurban edilen masumiyetin en somut, en kanlı kanıtı olarak coğrafyamıza komşu İran’ın bağrında öylece duruyor.
Baktığımızdaysa bu bayramda da İslam coğrafyalarında bir yanda şeker kıvamında tebriklerle barut tadında ölümler iç içe geçmiş durumda..
‘Eski bayramlar’ güzellemesi yapanların tuzu kuru edebiyatıyla evladının kefenini bayramlık niyetine kucaklayan annelerin sessiz çığlığı arasında oysa ne yaman bir çelişki var değil mi?
Şiirimde sorduğum ‘Bu günlere ne demeli ki?' sorusu esasında bugün daha ağır bir vebal olarak omuzlarımıza biniyor…
Arefe Günü'nde oruçlu ağızlarıyla saf tutan İslam ülkelerinin temsilcileriyse Suudi Arabistan Riyad'da düzenledikleri olağanüstü toplantıdaki sonuç bildirgesine göre, İran'ın bölgedeki ülkelere ilişkin saldırılarını kınamış ve derhal sonlandırılmasını istemiş.
Demek ki vicdanların küresel jeopolitik siyasi dengelere kurban edildiği bu iklimde, atılan her imza ne yazık ki yerküredeki en güçlü olanın elini zayıflatmak yerine, mazlumun feryadını biraz daha yalnızlığa terk ediyor.
Kağıt üzerine dökülen kınama mesajlarıysa ne karşılıklı füzeleri durduruyor ne de toprağa düşen o masum canları geri getiriyor.
Oysa ne der eskiler; "Mazlumun ahı indirir Şah'ı"
Öyleyse 'ABD-İsrail'in başını çektiği küresel emperyalizmin 'petro-dolar' hegemonyası adına başlattıkları bu savaşta kim şah kim şahbaz bunu da zaman gösterecektir!
Ve ben füzelerin gölgesinde bayram namazına duran, toprağı kanla sulanmış ve bölük pörçük mezheplere dağılmış sahipsiz bir ümmetin ferdi olarak bunca günah yüklü halimle diyorum ki;
Zulüm ablukasındaki Ehli İslam için gerçek bayram, ancak adalet kılıcının haksızlığın boynuna ‘Zülfikar’ olup indiği gün başlayacaktır.
O güne dek bayramımız mahzun, sevincimiz eksiktir ve hüznümüzün kristalleri asla şekerlenmeyecektir!
Çünkü biliyoruz ki; Füze sağanağında yitip giden masum çocukcağızların mezarları taze, annelerinin gözleri yaş doluyken, esasında hiçbir bayram da yeterince ‘kutlu’ değildir.