Yıllar önce Aydın'a gelen ve dönemin belediye başkanından şehrin imar planları hakkında bilgi alan Atatürk'ün talimatı, sokakların ve caddelerin olabildiğince geniş tutulmasıydı.
Günümüze dönük baktığımızdaysa Fransa’daki Paris'i andıran Atça örneği dışında imar planıyla rol model olabilecek nitelikte ilimizde ne yazık ki üzerinde insan yaşayan tek bir yerleşim yerimiz dahi yok.
Belki de Atatürk'ün geniş ufuklu şehircilik anlayışını bugün yeniden okumamız gereken yer aynı zamanda tam da Söke’deki Priene Antik Kenti’nde saklı.
UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesi'ne girmesi için özellikle Söke'de Belediye Başkanı Mustafa İberya Arıkan'dan Ticaret Odası Başkanı Metin Sakalar'a kadar ilçenin topyekün uğraş verdiği Priene Antik Kenti, yüzyıllar öncesinden örnek imar planıyla öylece karşımızda duruyor. Priene, “Hippodamos Planı” yani ızgara sistemli örnek imar planıyla asırlardır görmek isteyen gözlere bir şehircilik dersi niteliği taşıyor.
Fakat madalyonun diğer yüzünü çevirip günümüzün Söke’sine baktığımızdaysa Priene’nin yanından bile geçemeyecek bir keşmekeş, daralan caddeler ve nefes alamayan bir kentleşmeyle karşı karşıyayız. “Bu ne yaman çelişki” dememek açıkçası elde değil!
Geçmişin antik dehasıyla bugünün plansızlığı arasındaki tezatı, anakronizm sosuyla abartmamak lazım belki de ama bir gazeteci olarak insan bu derin ironiye değinmeden de geçemiyor. Sahiden de biz, burnumuzun dibindeki antik dehadan neden hiç feyzalamadık?
Tarihi Bir Anekdot ve Kalıcı Listenin Şifresi
Neyse bu bahsi şimdilik geçelim ancak tam bu noktada, Priene’nin UNESCO Kalıcı Listesi’ne daha hızlı ve kesin şekilde nasıl girebileceğine yönelik olarak birebir canlı tanığı olduğum kıymetli bir anekdotu ve öneriyi tarihe not düşmek adına paylaşmak isterim.
Sene 2015... O yıl zamansız kaybıyla hepimizi yasan boğan dönemin Söke Ticaret Odası Başkanı Merhum Reşat Anya ile birlikte oda bünyesinde çıkartılacak derginin röportajı için ilçenin en köklü firmalarından SÖKTAŞ’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve TÜSİAD Onursal Başkanı Muharrem Hilmi Kayhan ile bir araya geldik.
Kayhan’ın ofisine geçerken adeta bir müzeyi andıran o büyüleyici koridorda yürüdüğümü dün gibi hatırlarım. Koridorda, bu toprakların altından çıkmış antik vazolar, türlü heykeller ve metal paralara kadar çok sayıda nadide tarihi eser bulunuyordu. İçimden, “Bu güzellikler neden bir müzede sergilenmiyor?” sorusunu geçirirken Reşat Anya adeta zihnimi okumuşçasına hamlesini yaptı.
Röportajın hemen bitiminde Kayhan’a dönerek, “Elinizdeki bölgemizin tarihi geçmişini yansıtan bu güzide eserleri Söke’de kurulacak bir müzeye bağışlar mısınız?" deyiverdi. Bu teklif karşısında açıkçası çok sevinmiştim. İş İnsanı Muharrem Hilmi Kayhan’ın cevabıysa eserlerin gelecekte doğru şekilde korunup korunamayacağı, değerinin bilinip bilinemeyeceği endişelerini barındırsa da özü itibariyle vakti zamanı geldiğinde bu fikrin kesinlikle değerlendirilebileceği yönündeydi.
Söke’de bilenler dün gibi hatırlar; Merhum Anya aslında Priene Antik Kenti’nin UNESCO Dünya Geçici Mirası Listesi’ne girme sürecini başlatan isimdir. Mekanı cennet olsun. O dönem benimle açıkça paylaşmamış olsa da anlayabildiğim kadarıyla Anya’nın asıl hedefi, Söke’de kurulacak bu müzeyle UNESCO’nun kalıcı listesine girişini daha sağlam ve sarsılmaz bir şekilde perçinlemekti.
Çünkü ilimizin bir başka eşsiz değeri Karacasu Geyre’deki Aphrodisias Antik Kenti örneğine de baktığımızda aslında Anya’nın haklılığı ortada. Orada, kazılardan çıkan eserlerin hemen yerinde sergilendiği harika bir müze var. Miras listeleri üzerine yaptığım araştırmalara göre de antik kentin yanı başında işlevsel bir müzenin bulunması, UNESCO Kalıcı Listesi için bütünlük, koruma, ziyaretçi yönetimi ve sürdürülebilirlik açısından en belirleyici kriterlerden biri.
Bugün Söke’de Priene için elini taşın altına koyan mevcut dinamiklere sesleniyorum; Reşat Anya’nın o gün attığı o vizyoner tohumu yeniden sulamanın vaktidir.

Priene’yi kalıcı listeye taşımak istiyorsak, sadece antik kente önemli birilerini getirip götürmek yetmez. Söke’ye, İş İnsanı Kayhan’ın ofisine çıkan koridorlarda gizli kalan cevherleri de içine alacak modern bir müze mutlaka kazandırılmalıdır.
Priene Antik Kenti alanında, Söke’ye aidiyeti çok yüksek olan ve hayırsever kişiliğiyle bilinen İş İnsanı Kayhan’ın adının da yaşatılacağı bir müze hem çok yakışacak, hem de UNESCO Kalıcı Liste’ye girme yolunda elimizi güçlendirecektir.
Geçmişin muazzam imar planına sahip çıkamadık belki ama hiç değilse onun mirasını koruyacak müze vizyonuna sahip çıkmamız inanın çok büyük önem taşıyor. Bu noktada da İş İnsanı Kayhan’ın sürece müze kuruluşu noktasında dahil edilmesi de Priene Antik Kenti’nin kalıcı listeye girişi için dönüm noktası olacaktır.
Umarız bu tavsiyemiz Söke’deki erklerce dikkate alınır ve aynı zamanda ‘Söke Sevdalısı’ Merhum Anya’nın da hayali bu vesileyle gerçeğe dönmüş olur.
Şunu da önemle belirtmeliyim; Unutulmamalı ki UNESCO yalnızca taş sütunları değil, o mirası koruyacak iradeyi de tescil eder.
İşte bu yüzden müze, Priene'nin tamamlayıcı unsurudur ve olmazsa olmazıdır!