Geçen gün bir video izledim. Sokakta yaşayan bir adama ayakkabı alıyorlar. Adam önce ne olduğunu anlamıyor, sonra teşekkür ediyor. Kamera biraz daha yaklaşıyor, yüzüne zoom yapılıyor, altına hüzünlü bir müzik eklenmiş. Video bitiyor. Milyonlarca izlenme.
Videoyu kapattıktan sonra aklımda tek bir şey kaldı:
O adam gerçekten yardım mı aldı, yoksa bir anlığına bir başkasının hikâyesine mi dönüştü?
Yanlış anlaşılmasın, birine yardım etmek kötü bir şey değil. Tam tersine, belki de bu dünyanın hâlâ ayakta kalmasının tek sebebi. Ama artık yardım etme biçimimiz değişti. Eskiden biri birine destek olduğunda bunu üç kişi bilirdi: veren, alan ve belki bir de Allah. Şimdi ise herkes biliyor. Hatta bilmekle kalmıyor, izliyor, yorum yapıyor, paylaşıyor.

Birine yemek veriyorsun, ama önce “çekiyor muyuz?” diye soruyorsun.
Bir çocuğu sevindiriyorsun, ama o anı story atmayı unutmuyorsun.

Burada insan ister istemez durup düşünüyor:
Biz ne zaman bu kadar görünmek zorunda hissettik kendimizi?

Elbette her paylaşım kötü niyetli değil. Bazen insanlar gerçekten örnek olmak istiyor. “Ben yaptım, siz de yapın” demek istiyor. Ve evet, bazı kampanyalar bu sayede büyüyor, insanlar birbirine ulaşıyor. Ama işin içinde ince bir çizgi var. O çizgi aşıldığında, iyilik yerini gösteriye bırakıyor.

Çünkü bazı videolarda yardım edilen kişinin yüzündeki ifade çok şey anlatıyor.
Biraz mahcup, biraz şaşkın, biraz da mecbur…
Sanki yardım alırken değil de görünür olmak zorunda kalırken zorlanıyor.

Kimse zor bir anının kayda alınmasını istemez aslında.
Kimse en kırılgan hâlinin başkalarına izletilmesini istemez.

Ama biz bunu normalleştirdik.

Bir de şu var: Her şey paylaşıldıkça etkisini kaybediyor. İlk izlediğimizde içimizi burkan bir sahne, onuncu kez karşımıza çıktığında sadece “geç” dediğimiz bir videoya dönüşüyor. İyilik bile alışkanlık yapıyor. Hatta bir süre sonra yetmemeye başlıyor, daha dramatik, daha çarpıcı, daha “etkileşimlik” olması gerekiyor.

Bu da iyiliği, iyilik olmaktan çıkarıyor.

Belki de en çok buna üzülüyorum:
Sessizce yardım eden insanlar artık görünmüyor.
Birinin cebine gizlice para bırakan, komşusunun kapısına yemek koyan, kimse bilmeden destek olan insanlar… Onlar hiçbir zaman viral olmayacak. Ama belki de gerçek iyilik tam olarak bu.

Reklamı yapılan bir şey, ister istemez bir beklenti doğurur.
Beğeni beklersin, takdir beklersin, “ne kadar iyi bir insansın” denmesini beklersin.
Oysa iyilik dediğimiz şey, beklentiyle yan yana durduğunda anlamını biraz kaybetmiyor mu?
Bilmiyorum.
Belki de mesele çok basit:
Eğer yaptığın şey gerçekten içinden geliyorsa, onu göstermek zorunda değilsin.
Ve eğer göstermek zorundaysan, belki de kendine bir daha sormak gerekir:
Bunu neden yapıyorum?

İyilik yapmanın reklamı olur mu?

Olur elbette. Bu devirde her şeyin oluyor.
Ama o zaman içi ne kadar dolu kalır, işte orası biraz şüpheli.

Çünkü bazı şeyler vardır…
Anlatıldıkça büyümez, aksine eksilir.

Ve iyilik, belki de en çok sessizken gerçektir.