Yürümek insan için yalnızca bedenin yer değiştirmesi değildir. Yürüyüş sırasında zihin akışa geçer, gün içinde yoğunluk ve kaygı sebebiyle aktif olamayan bazı beyin bölgeleri uyarılır. İnsan zihni iki temel modda çalışır: Biri “fokus mod”dur; günlük sorumlulukların, planlamaların, problem çözmenin etkin olduğu, aktif dikkat gerektiren mod. Diğeri ise “default mod” diğer bir adıyla dağınık moddur; zihnin belirli bir işle meşgul olmadığı, odak sistemlerinin devre dışı kaldığı, duyguların ve bilgilerin işlenmesine olanak tanıyan bir hal. İlginç olan şu ki, çoğu yaratıcı fikir, iç görü ve sezgi bu pasif gibi görünen default moddayken ortaya çıkar. Fokus mod öğrenmeyi desteklerken, default mod o bilgileri sindirip içselleştirmemizi sağlar.
Yürümek, çoğu zaman farkında bile olmadan bizi default moda geçirir. Ruhun dengelendiği, içe dönüşün başladığı ve düşüncenin derinleştiği bir eylemdir. Özellikle yalnız yürüyorsak müzik dinlemiyor ve uyaranlardan uzak bir ortamdaysak, bu süreç gerçek bir zihinsel ve ruhsal deneyime dönüşür. Hayat, aslında kendi algı sistemlerimizle kurduğumuz bir illüzyondur. Bu illüzyonu susturabildiğimiz, içsel sessizliği yakalayabildiğimiz anlarda hakikate daha yakın oluruz.
Antik Yunan’da Aristoteles’in Lykeion Okulu’nda öğrencilerine yürüyerek ders anlatması düşünmenin durağan değil devingen bir süreç olduğunu gösterir. Bu nedenle onlara “Peripatetikler” yani “yürüyerek düşünenler” denmiştir. Yine aynı şekilde modern dönemde Nietzsche; “Açık havada yürürken doğmayan, şenliğine kasların katılmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli.” diyerek aslında yürüyüş esnasında zihnin nasıl bir berraklık kazandığına vurgu yapmaktadır. Nitekim ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ eserini İsviçre Alplerinde yürüyerek yazdığı bilinir.
Thoreau “Yürümek” adlı denemesinde insanın doğayla iç içe oldukça kendine yaklaşacağını söyler. Kant, Rousseau, Kierkegaard, Heidegger, Hobbes, Gandi gibi birçok düşünür ve filozof yürüyüşü sadece fiziksel değil aynı zamanda zihinsel ve ruhsal bir rütüel olarak benimsemiştir. Yürümek sadece alışkanlık veya disiplin değil, aynı zamanda nörolojik ve nöropsikolojik düzeyde de iyileştirici etkiler taşır. Yapılan araştırmalar, düzenli yürüyüşün depresyon tedavisinde bazı antidepresanlar kadar etkili olabileceğini ortaya koymuştur. Gün içinde durup nefesimize dikkat ettiğimizde çoğu zaman kısa, yüzeysel ve kesik nefesler aldığımızı fark ederiz. Oysa yürüyüş sırasında oksijen alımı artar, kan dolaşımı hızlanır ve beyne daha fazla oksijen ulaşır yalnızca bu fizyolojik değişim bile yürümenin zihinsel iyilik hali üzerindeki etkisini açıklar.
Bir diğer yönüyle yürümek, adımlar yoluyla bedene ritmik bir uyarı verir. EMDR (göz hareketleri ile duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) gibi çift yönlü uyarı kullanan terapötik yöntemler travmatik deneyimlerin işlenmesinde oldukça etkilidir. Yürümek de benzer şekilde bedeni çift yönlü uyararak, zihinsel sıkışmayı azaltır ve duygusal regülasyonu destekler. Aynı zamanda zihinde biriken enerjinin bedene yayılmasına, beden farkındalığının artmasına da yardımcı olur. Kısacası yürümek, insanın kendi özü ile bağlantıya geçmesinin en doğal yollarından biridir. Basit gibi görünen bu eylem, yüzyıllar boyunca filozofların, şairlerin ve düşünürlerin en sadık yoldaşı olmuştur. Onlara hem yön vermiş, ilham olmuş, anlam katmıştır. Geçmişteki bu insanlara baktığımızda hakikat yolculuğunun masa başında değil; doğada, bedenle, adım adım yaşanarak gerçekleştiği fikri bana oldukça yakın geliyor. Bilginin değil anlamın, düşünmenin değil dönüşmenin esas olduğu bir yolculuk…