“Az yiyorum ama kilo veremiyorum.”
Bu cümleyi bir diyetisyen olarak neredeyse her gün duyuyorum.
Çoğu kişi bu durumu irade eksikliğiyle, “bir yerde hata yapıyorum” düşüncesiyle açıklamaya çalışıyor. Oysa bazen sorun ne yenilen miktar ne de besin seçimi. Sorun, bedenin kendini güvende hissetmemesi. İnsan vücudu, kilo vermeyi her zaman olumlu bir durum olarak algılamaz. Aksine, tarihsel olarak kilo kaybı vücut için “kıtlık” anlamına gelir. Bu nedenle beden, stres altındayken ya da kendini tehdit altında hissettiğinde kilo vermeye direnç gösterebilir. Bu noktada devreye stres hormonu kortizol girer. Uzun süreli stres, düzensiz uyku, yoğun iş temposu, duygusal yükler ve sürekli kontrol altında yaşama hali kortizol seviyesini yükseltir. Yükselen kortizol ise vücuda şu mesajı verir: “Şu an zor bir dönemden geçiyoruz, depolamak güvenli.” Sonuç olarak kişi, çok az yemesine rağmen kilo veremez,
Özellikle karın ve bel çevresinde yağlanma yaşayabilir, sürekli yorgun ve halsiz hissedebilir, tartıda ilerleme göremez. Bu durum tembellik ya da başarısızlık değildir; tamamen biyolojik bir savunma mekanizmasıdır. Beslenme planı ne kadar doğru olursa olsun, kişi kendini sürekli baskı altında hissediyorsa, uykusuzsa ve her lokmayı suçlulukla tüketiyorsa beden bu süreci güvenli bulmaz. Güvensiz hisseden bir beden ise değişime direnç gösterir. Kilo kaybı, kişi biraz rahatladığında, uykusu düzene girdiğinde ve kendine karşı daha yumuşak olduğunda başlıyor. Çünkü beden, ancak o zaman “tehlike yok” sinyalini alıyor. Bu nedenle sağlıklı kilo kaybı yalnızca ne yediğimizle ilgili değildir. Nasıl yaşadığımız, ne kadar dinlendiğimiz ve bedenimizle kurduğumuz ilişki de en az beslenme kadar önemlidir. Bazen kilo vermek için daha fazla kısıtlamak değil; biraz yavaşlamak, bedeni dinlemek ve ona güvenli bir alan tanımak gerekir.
Çünkü beden, ancak güvende hissettiğinde değişmeye başlar. Sağlıklı günler dilerim!