Perşembe günü Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi’nin Atatürk Kongre Merkezi’ndeki Yörük Ali Efe Salonu’nda gerçekleşen mezuniyet töreni, ne yazık ki bir akademik şölenden çok provokasyona dönüştü.
Bazı öğrenciler, mobbing, sistemsel aksaklıklar ve ağır iş yükü gibi sorunlara dikkat çekmek için organize şekilde alkışlı protestolarla üniversite yönetimini ve özellikle Rektör Prof. Dr. Bülent Kent’i hedef aldı.
Açıkçası protestocu bazı öğrencilerin mezuniyet töreninin diğer fakültelerin de mezuniyet törenlerinin yapıldığı Atatürk Kongre Merkezi yerine tamir ve tadilatı devam eden statta düzenlenmesi yönündeki ısrarına da açıkçası akıl sır erdiremedik. Bu ısrarın gerekçesi nedir tam olarak anlam veremedik.
Bu protestoların ardında yatan bazı gerçeklerin türlü duyumlarımıza göre, öğrencilerin masum taleplerinden çok daha karmaşık ve kirli bir tabloyu işaret ettiğiniyse açık yüreklilikle söyleyebilirim.
Hatırlanacağı üzere ADÜ Tıp Fakültesi’nde bazı akademisyenler, son dönemde ne yazık ki ‘bıçak parası’ skandallarıyla anılıyor. Gözünü para hırsı bürümüş bir avuç akademisyenin, hastaların çaresizliğinden faydalanarak fahiş ücretler talep ettiğine dönük iddialar, bir süredir CİMER’e yağmur gibi yağan şikayetlerle de ayyuka çıkmış durumda.
Öyle ki daha geçtiğimiz haftalarda bir akademisyenin sadece fıtık ameliyatı için 150 bin lira aldığını uzun süredir tanıdığım bir hasta yakınından bizzat kendim de duydum.
Bana sorarsanız bu bıçak parası konusu, yalnızca ‘Türkiye’de her yerde oluyor böyle şeyler’ denilerek geçiştirilecek basit bir vaka değil, ADÜ’de uzun yıllardır vatandaşın kanını emen ve sistematik hale dönüştürülen kronik sorunun yalnızca görünen yüzüdür.
Bunun dışında geçtiğimiz ay ADÜ’de görevli bir profesör ve sekreterinin bıçak parası şikayetleri üzerine gözaltına alındığını da hatırlayacak olursanız olayın artık hangi boyutlara vardığı da ortadadır.
Takdir edersiniz ki bu tür etik dışı uygulamalar, tıp camiasının saygınlığına gölge düşürürken, ADÜ Hastanesi’ne yönelik hastaların güvenini de artık sarsıyor.
Peki, mezuniyet törenindeki protestolar bu tablonun neresinde duruyor? Görünen o ki, Rektör Kent, bu çirkin çarka çomak soktuğu için hedef tahtasına oturtulmuş. Göreve gelir gelmez bıçak parası gibi etik dışı uygulamalara karşı duruş sergilemesi, haliyle bazı akademisyenlerle asistanlarının hoşnutsuzluğunu da bir hayli tetiklemiş.
Bu nedenledir ki bir takım öğrencilerin mezuniyet töreninde patlak veren protestolar için bazı akademisyenlerin asistanlarınca özellikle kışkırtıldığı konuşuluyor.
Mezuniyet gibi anlamlı bir günün, genç doktorların mesleklerine adım attığı bu özel anın, bir grup gözünü para hırsı bürümüş provokatör akademisyenin Rektör Kent ile kişisel hesaplaşmalarına alet edilmesiyse bana sorarsanız asla ama asla kabul edilemez.
Rektör Kent’in, bıçak parası skandallarına karşı verdiği mücadelede, üniversiteyi daha şeffaf ve etik bir kurum haline getirme çabası yatıyor ancak kimilerine göre, ‘Üzerine vazife değil!’ denilen bu uğraşısı, çıkarları zedelenen bazı akademisyenler tarafından da bir süredir ısrarla sabote edilmeye ve baltalanmaya çalışılıyor.
Baktığımızda mezuniyet törenindeki protestolar, bazı öğrencilerin öne sürdüğü “mobbing” ve “sistemsel sorunlar” üzerinden sahneye konulmuş olsa da asıl hedefin Rektör Kent’in bıçak parası skandallarını ortaya çıkarma kararlılığına karşı olduğuysa aşikar.
Sonuç olarak öğrencilerin, sistemdeki sorunlara dikkat çekmek istemesi elbette makul karşılanabilir ve anlaşılabilir; Fakat bu taleplerin mezuniyet gibi birleştirici bir töreni gölgede bırakacak şekilde Rektör Kent’i hedef alan bir linç kampanyasına dönüşmesiyse kime hizmet ettiği sorusunu da akıllara getirmiyor değil.
Kim ne derse desin; Bir dahaki dönem göreve yeniden getirilir ya da getirilmez orası kendisini bizzat atayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bileceği iş ancak Rektör Kent’in, bıçak parası gibi etik dışı uygulamalara karşı duruşu sonuna kadar takdire şayandır.
Mezuniyet töreninde akıllarınca Rektör Kent’e gözdağı vermek için öğrencileri şahsi çıkarlarına alet edecek kadar gözünü öfke bürümüş bazı akademisyenlere gelince işlerine gelse de gelmese de ADÜ’de kurdukları vurgun çarkı bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa er ya da geç bir gün başlarına geçecektir.
Bu da böyle biline…