Aslında bu yazıda Aydın Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Eylül ayı toplantısında tarihinde bugüne kadar yaşanmayan, hatta ilimizde 19. Yüzyılın son çeyreğinde ilk belediyelerin kurulmaya başladığı dönemden günümüze kadar eşine rastlanmamış gerilimin ve kavganın perde arkasını yazacaktım ama vazgeçtim.

İlde geride kalan yaz aylarındaki susuzluk sorununu da yazacaktım ama yürüyüp gittiğim bir yolun ortasında boşa akan suyu görünce adeta manzarayla bütünleşmiş karşı evin penceresinden yükselen Adnan Şenses’ten, “Bahtımı yeniden yazsan ne fayda” şarkısını duyunca bu konuya da değinmeme kararı aldım.

İldeki siyasi çekişmelerin şehre bir faydası olmadığına, ‘Bağımsız’a düşen meclis üyelerimizin aldıkları kararı ne kadar etik bulduğuma ve önümüzdeki Yerel Seçimler’e 1 yıldan az bir süre kala Cumhur İttifakı’na yumuşak geçişle demir atmaya hazırlandığı konuşulan bazı isimlere de kısmen bu yazıda değinecektim fakat bunları da yazmak içime sinmedi.

Çünkü şu bir gerçek ki ne meclisteki kavgaların, ne de parti kulislerinde fısıltıyla dolaşan geçiş planlarının, Aydın’ın bir damla suyuna, bir karış toprağına, bir tek nefeslik temiz havasına faydası yok.

Dün aynı masada rakı kadehi tokuşturup bugün birbirlerine sinkaflı sözlerle hakaret eden meclis üyeleri, partiler arası geçiş hesapları yapanlar ve şimdiden şahsi ikbal kaygısıyla koltuk telaşına düşenler özelinde manzaraya baktığımızda hepsi sahnede ama bu şehirde sokaklarda perperişan dolaşan, ay sonunu zor getiren, pazarda limonun, domatesin fiyatına şaşıran ve evladı uyuşturucu batağına düşen birileri bambaşka hikayeler yaşıyor.

Örneğin; ‘Uyuşturucu Batağına Düşen Evlatlar’ konusuna özel olarak doğrudan otosansür uyguladığım, oturup da yazamadığım öyle apayrı bir hikaye var ki anlatsam inanın gerçekten vicdan sahibiyseniz oturur ağlarsınız…

İşin tuhafı, bu günden güne çarpıklaşan hayat hikayeleri kimsenin umurunda değil. Herkes yerel siyaset düzleminde seçim stratejisi yazıyor, şimdiden küçük hesaplarla bazı koltuklara çöreklenmenin hırsıyla yanıp tutuşuyor ama kimsenin bu şehrin kaderini yeni baştan yazmak gibi bir derdi yok.

Baktığımızda meclis salonunda küfür kıyamet gırla gidiyor ama Aydın’ın gerçek sorunları bir bardak suda kopan fırtınalarda boğuluyor.

Birkaç meslektaşım bana kavgalı meclis toplantısına neden gelmediğimi sormuştu yüzlerine karşı kısmen cevaplamıştım ama tekrarlayayım; İnanın bu şehirde bazı riyakar yüzleri, tek hayat felsefesi şahsi menfaati olan ve üzerinden cıvık cıvık siyasi bezirganlık akan birilerini artık görmeye tahammülüm dahi yok.

Netice olarak baktığımızda susuzluk, işsizlik, gençlerin umutsuzluğu, uyuşturucu sorunu, şehirde yaşayanların sosyoekonomik seviyesindeki çarpıcı düşüş ve depreme hazırsızlıktan tutun yığınla soruna kadar bir çok çözüm bekleyen konu öylece duruyor ama kılını kıpırdatan yok.

Açıkçası kısır siyasetin gölgesinde kalan şehrin asıl meselelerini, yani sokaktaki vatandaşın derdini konuşmayı ne zaman öğreniriz bilmiyorum ama çok iyi bir bildiğim bir şey var; Şehir meclis tutanaklarına değil, yoldaki 15 yıldır kapanmayan çukurlardan tutun, gençlerinin iş bulmasına kadar bir çok soruna geniş ölçekte pürdikkat bakıyor.

Belki de o yüzden boşa akan suyun aktığı yoldan geçerken Adnan Şenses’in o şarkısı da tam yerinde çalıyordu; “Bahtımı yeniden yazsan ne fayda”…

Evet, aslında yürekten de eminim ki bir gün birileri iste de istemese de işine gelse de gelmese de Aydın’ın bahtını yeniden yazacak olanlar günümüzdeki kısır kavgaların içindeki isimler olmayacak.

Kuran’da da ‘ilahi kanun’ hükmünde yazar; “Her zorluğun ardından bir kolaylık vardır”

Aydın, bu zor günlerin de üstesinden de gelecektir.

Ve o gün geldiğinde bu şehrin kaderini değiştirecek olan, sahnenin kenarında sessizce bekleyen, henüz söz hakkı verilmeyen halkın ta kendisi olacaktır.